Suçlu Psikolojisi

En eski yıllardan beri güven ve güvenlik duygusu insanoğlu için en temel psikolojik ihtiyaçlardan biri olmuştur. Suç ise bu güvenlik duygusuna tehdit oluşturan, ona zıt gelen bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanları suç işlemeye iten, onları bu yola sokan yoksulluk, açgözlülük veya heyecan arayışı gibi birçok faktör vardır. Ancak böyle faktörlerin yanında tabii ki insanları caydıracak ve önleyecek yasalar bulunmaktadır. Peki içimizde hangisi daha ağır basar? Bizi suç işlemeye iten duygular mı yoksa sonucunda karşılaşacağımız durumun korkusu mu?

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi insanı suç işlemeye iten bir çok etken bulunabilir. Yoksul bir aile üyesi ailesini daha iyi koşullarda yaşatmak için riskli bir iş teklifini kabul edebilir. Şirketin başındaki bir adam elindekiyle yetinemeyip daha fazlasını yasa dışı yollarla almaya çalışabilir. Veya akıl sağlığı yerinde olmayan biri hiçbir neden olmadan suç işleyebilir. Biz bu insanları suç işlemeye iten nedenleri asla tam anlamıyla bilemeyiz çünkü insan ne kadar dış faktörlerin etkisinde kalsa da en sonunda suç davranışını kendi iradesiyle seçmektedir ve biz bir insanın zihninin derinliklerini tamamen anlayamayız.

 

Son zamanlarda ülkemizdeki ceza evlerinin ve hapishanelerin içindeki mahkum sayısı kapasitenin üstünde. Mevcut kapasite 37 bin 735 kişiyle sınırın bir hayli üstünde. Bu durumda binlerce kişi normalde 4 veya 8 kişilik olan odalara 24 kişi koyarak sığdırılmaya çalışılıyor. Durum böyle olunca akıllarda ülke çapında hapishane sayısı arttırılmalı mı yoksa suç işlenme sayısını azaltmaya yönelik daha katı yaptırımlar mı uygulanmalı sorusu oluşuyor.

 

Aslında ilk düşününce daha katı yasalarla bu suçluların caydırılması ve engellenmesi en mantıklısı geliyor ama eğer ağır yasalar şimdiye kadar bu insanların suç işlemesine engel olamamışsa şimdi de farklı olacağını sanmıyorum. Çünkü eski çağlardan beri birçok uygarlıkta suç işleyenlere karşı birbirinden farklı bir sürü yaptırım uygulanmıştır. Mesela en acımasız olarak bilinen Babil kralı Hammurabi döneminde bile suç oranı asla sıfıra inmemiştir. Veya suçluların işkence ile cezalandırıldığı dönemlerde bile insanlar yasaları çiğnemekten asla vaz geçmemişlerdir. Bunun nedeni insanlar çoğunlukla çaresizlikten suç işlerler. Ve bulundukları durum çok kötüyse sonucu ne kadar korkunç olursa olsun şimdiki durumlarını düzeltme şansı varsa bu riski almaya değer bulurlar. Çünkü eğer yakalanmazlarsa bu yanlarına kar kalır ve kötü durumlarından kurtulmuş olurlar.

 

Bu risk alma durumunu başka yerlerde de görebiliriz. Mesela sahip olduğunuz parayı ikiye, üçe katlama fırsatınız varken bütün paranızı kaybetmeyi göze alırsınız, çünkü ya hepsini kazanırsam düşüncesi daha tatlı ve olası gelir. Sonuç olarak suç işlerken de böyledir sonunda idam cezası bile olsa ya ben paçayı kurtarırsam ve hayatıma daha iyi bir şekilde devam edersem düşüncesi çoğunlukla daha ağır basar, bu nedenle biz istersek en acımasız yasaları çıkartalım, en korkunç cezaları uygulayalım yine de suç oranı hiçbir zaman sıfır olmayacak ve insanlar bu riski almaya devam edecektir. Bu yüzden ülke çapında hapishanelerin sayısının arttırılması çok daha verimli olacaktır. Ayrıca hapishanede cezasını çekmiş mahkumlar da rehabilitasyon merkezleri tarzı yerlere gönderilip topluma tekrar kazandırılmalı.

(Visited 3 times, 1 visits today)