Sürdürülebilir Politika: Vize

Tüm dünya ülkeleri vatandaşlarını korumakla yükümlüdür. Bunun ilk adımı da sınır giriş çıkışlarındaki güvenliği sağlamaktan geçer. Nasıl siz evinize alacağınız insanları tanımak istiyorsanız, devlet de yurduna alacağı bireyleri tanımak ister.

Vizeler seyahat amaçlarına göre farklılık göstermektedir. Sizden istenen gerekli belgeleri topladıktan sonra konsolosluğa yapılan başvurunuz değerlendirilir ve onaylanmanız halinde ortalama iki haftada elinize ulaşır. Fakat bazı ülkelerin yasalarla belirlenmiş oranları vardır ve her ne kadar uygun bir aday olsanız da başvurunuzun reddedilmesi de muhtemeldir.

Farklı dillerde “görülmüştür, onay verilen” gibi anlamlar taşıyan vize, aynı zamanda pasaportu veren otoriteyi yani devleti de tanıdığınızın bir kanıtı olarak görülür. Devletlerin kaynakları sınırlıdır, kendi vatandaşlarını refah içinde yaşatmak için ayrılmış olan bütçe, konut planlaması ve sağlık yardımları isteyen herkes için yeterli olmayacaktır. Yasa dışı göç, kaçak çalışma gibi sebeplerden doğan istemsiz nüfus artışı da vergileriyle hizmet bekleyen vatandaşlara eksik veya yetersiz ilgi gösterilmesiyle sonuçlanacaktır.

Vize, ülkeye giren çıkanların kontrol edilmesi için birer veri niteliği taşır ve kayıt tutulmasını kolaylaştırır. Örneğin, Avrupanın Türkiye’ye ilk vize uygulaması, dönemin Alman dışişleri bakanının ,Gencher, Türkiye’den 1961 yılında başlatılan işçi alımını tamamladıklarını, çeşitlemeye gidileceğini, başka ülkelerden de işçi alınacağını ve bu yola Türkiye’den akımı durdurmak için  başvurulduğunu 1974 yılında açıklamasıyla başlamıştır. Buradan da yola çıkarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki: Vize, devletlerin izleyeceği politikanın devamlılığı, kendi ihtiyaç ve karaları doğrultusunda düzenin sağlanmasına yardımcı olan resmi bir araçtır.

Vize alma süreci her ne kadar vatandaşlar için sıkıntılı ve sadece evrak işi olarak görülse de dünya çapında devletler için başta güvenli daha sonra da düzenli sosyal yapıyı sağladığı için çarkların bir dişlisidir ve de kullanımı gerekli bir uygulamadır, fakat giriş vizelerin aksine, çıkış vizeleri genellikle bireylerin hareket özgürlüğü hakkına yasa dışı bir müdahale olarak görülür. 10 Aralık 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde bireylere herhangi bir ülkeden ayrılma hakkı sağlandığı için, çıkış vizesi şartı getirilmesinin uluslararası hukukuna aykırı olduğu söylenebilir. Bu nedenle toplum sağlığını ve düzenini korumak için giriş vizelerinin şart olması gerektiğini düşünmekle birlikte dünya çapında çıkış vizelerinin – uygulanan ülkelerde- kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.

 

(Visited 5 times, 1 visits today)