Tablo

Sabah kuşların cıvıltılarıyla uyandım. Adeta şarkı söylüyorlardı. Bana küçükken gittiğim kamp gezisini hatırlatıyordu. Orada uyandığımda da aynı kuş sesi vardı. Bunun ilk gün rastlantı olabileceğini düşündüm. Ama bu huzurevi zaten hep böyleymiş.

Sabah beni arkadaşlarım uyandırdı. Çok telaşlıydılar. Sanki yangın vardı! Olabilir miydi? Ama bir an duraksayıp bana bir kutuyu getirdiler. O sırada kahvaltılarımız hazırlanıyordu. Kutuyu büyük bir heyecanla açtım, sadece bir defter vardı. Arkadaşlarım bana bunun günlüğüm olduğunu söylediyseler de ben inanmadım. Böyle bir şey imkânsızdı. Yaşadığım güne kadar hiç günlük tutmamıştım. Günlüğü açıp okumaya başladım.

Sevgili günlük,

Sana her şeyi yazacağım, hatta birlikte arkadaş bile olacağız. Artık senin adın “Terry”. Terry, biliyor musun benim bir oğlum var.

Tam bu sırada hasta bakıcı bizi kahvaltıya çağırdı. Gitmeden önce günlüğü okumamaya karar verdim. Çünkü ilk iki satırda bu kadar şaşırtıcı şeyler olduğuna göre kim bilir günlükte daha neler neler vardı.

Kahvaltıdan sonra günlüğün arkasındaki adrese baktım. Eğer günlük benimse orası benim evim olabilirdi. Evime gitmeliydim. Oranın satılmış olmaması umuduyla arkadaşlarımı çağırdım. Onlara kaçacağımı söyledim ama onlar kahkaha atarak güldüler. Gözlerimi devirerek planı anlatmaya başladım. Plan herkesin ilgisini çekti. Planın mantıksız olduğunu düşünmüştüm ama yanılmışım. Plan arkadaşlarımın kavga eder gibi yapıp hasta bakıcıları oyalaması idi., hasta bakıcılar onları ayırmaya çalışırken benim kapıyı açan kartı alıp kaçmam olacaktı. Ve başlıyoruz.

Plan istediğim gibi oluyordu. Yavaşça yaklaşıp kartı aldım ve sonunda kaçmayı başarmıştım. Hemen adrese gittim. Eve dokunmamışlardı. Eve girdiğimde yerden değişik sesler geliyordu. Yavaşça odaları gezdim. Bir kapının üzerinde “Terry” yazısı asılı bir tablo vardı. Diğer bir kapının önünde ise Edward-Terry  yazıyordu. Odanın ortasında bir tablo vardı. Tabloda ben ve bir çocuk uçaktaydık. O çocuk oğlum olabilir miydi?  Salondaki o tabloyu görünce her şeyi hatırladım. Oğlumla birlikte uçaktaydık. Uçak alev almıştı. Ben paraşütle atlamıştım ama oğlum orada hayatını kaybetmişti.

Anladığım kadarıyla ben bu hayatta yalnızdım. En iyisi huzurevine geri dönmekti.

Yavaşça huzur evine gidip kapıyı kapattım ve arkadaşlarımın yanından geçerken onlara sessizce durmalarını söyledim. Ve yatağıma uzandım.

Bir yıl geçti. Artık daha da hastalanmıştım. Kendimi ayakta bile tutamıyordum. O gün saat 20.03’te oğlumun yanına gittim. Artık sonsuza dek birlikteydik.

(Visited 11 times, 1 visits today)