Tatil Çabası

Ben James Charles ve bugün günlerden 16 Haziran 1989. Yıllar süren sıkıntılı ve zorluklarla dolu bir eğitim-öğretim yılından sonra sonunda yaz tatili gelmişti. Şaşırtıcı derecede yirmi kişiden oluşan kalabalık ailemle yaz tatili planlarını ta ocakta yapmıştık. Elbette yirmi kişilik bir aile için planlamayı çok önceden yapmak gerekiyordu. Yirmi kişilik ailemde on çocuk, dört ebeveyn, iki teyze, üç amca ve bir de büyükbabam vardı ve ben de bütün çocukların arasından en büyüğüydüm.

 

Saniyesine kadar yaptığımız tatil planını yürürlüğe koymak için büyük bir istek ve iş gücü gerekiyordu. Hatta işi o kadar aştık ki kim hangi saniyesine kadar ne zaman kalkacak, ne yapacak, evden ne zaman çıkacak hangi sırada çıkacak gibi fazla soruyu cevaplandıran bir defter tuttuk. En azından ben değil, ebeveynlerimiz. O gün geldiğinde programa tam uyulacağından emin olunması için ben dâhil bütün çocuklar uyarılmıştı. Ama çocuklar yaramazdır ve dokuz çocuğun bulunduğu bir ailede programa uyulabilir mi ki? En büyük çocuk olarak özellikle diğer sekizini düzende tutmam için ailedeki bütün yetişkinler bana bu görevi doğru bir şekilde yerine getireceğimden emin olduklarını söyledi. Ama nedense bu söylemlerinde biraz tehdit sezmiştim. Bütün çocuklardan sorumlu olmamla birlikte onların eşyalarından da sorumluydum. Lâkin çocuklar çocuktur ve tatile çıkacakları zaman büyük işlerle uğraşacaksınız demektir. O bavullarına bir bakın. Kıyafetten ve kitaptan çok yanlarına oyuncak alırlar. Bu gayet normal ne de olsa ben de küçükken yanıma fazlasıyla oyuncak alırdım ama o zaman benim bu huyumu engelleyen bir anne olurdu. Şimdi büyümemle birlikte daha nice çocuk aileye katıldı. Bir süre sonra ebeveynler artık çocuklarıyla uğraşmaktan bıktı ve bütün çocuk işlerini bana sanki bu iş yüce bir şeymiş gibi devrettiler.

 

Çocukların valizlerinde kıyafetten çok oyuncak olması valizi hafifletirken ebeveynlerin sinirlerini ağırlaştırıyordu. Bu ikisiyle birlikte uğraşmak nasıl bir şey hayal edemezsiniz. Bir de sorumlu olduğunuz sekiz çocuk var. Bu yüzden çoğu çocuğun aksine tatillerden nefret ederim. Sabah en erken kalkan bendim. Görevim herkesi tek tek uyandırmaktı. Kalkmaya direnen çocuklar ve bir de yaşlılığıyla sanki ona artık her şey imkânsızmış gibi gelen büyükbabam… Birkaç saat içerisinde herkesi kaldırdım kaldırmasına kaldırana kadar günün sanki bütün yorgunluğunu toplamıştım. Daha bunun kahvaltı hazırlaması var, bavulları tek tek kontrol etmesi var, sonra o bavulları araca yüklemesi var… Üstelik kimse çektiğim onca zorluğa rağmen teşekkür etmiyordu ya da iyi iş aferin evlat demiyordu. Bu beni daha çok kırıyor, yaptığım o kadar iyiliği keşke yapmasaydım da görselerdi dedirtiyordu.  Bir süre sonra artık bu şeyler daha yoğunlaştı. Çocukların bavulları niye toplu değil, niye herkes koşuşturuyor, niye kimse programa uymuyor gibi sorularla ebeveynlerden de bir güzel azar yedim.

 

İyice yorulmuştum. Gün daha yeni başlıyordu ama sanki bütün bir gün durmadan koşmuşum kadar yorgun hissediyordum. En sonunda evden çıkma vakti gelmişti. Bavullar arabalara yüklenmiş, çocuklar gitmeye hazırdı. Evden çıkmaya yakınken bir anda bayılıverdim. Çok bir şey hatırlamıyorum ama her şey çok hızlı gelişti, kendime geldiğimde havaalanındaydım. Babamlar beni arabaya kadar taşımış oradan da havaalanı kadar götürmüştü. Uyandığımda bütün çocuklar başımda dikilmiş bana bakıyordu. Sonra onları görünce içimden yakındım: “Gün daha yeni başlıyordu.”

(Visited 7 times, 1 visits today)