Tatlı Kaos

Terapistimin cümlesi hayatımda aldığım kararları yeniden gözden geçirmeme sebep olmuştu. O gün de her sabah olduğu gibi alarmın odada yankılanan sesi ile gözlerimi açtım, önce sağ sonra sol yavaş adımlarla banyoya doğru ilerledim saate bakmamama rağmen tam beş kırk olduğunu biliyordum. Her zaman bu saatte başlamayı seçerdim güne. Beş kırk… Bana huzur veren bir saatti bu. Ancak hiçbir zaman anlam verememiştim bana huzur veren şey saatin kendisi miydi, yoksa sabahın erken saatlerinde henüz güneş bile doğmamışken o temiz beyaz bir sayfa olarak adlandırdığım başlangıcı, yarattığım düzen ile diğer günlere benzetme arzum muydu?

Terapistin elinde tuttuğu kalemi üç kere defter vuruşu ile sorduğu soru beni düşündürdü. ”Düzen senin için neden bu kadar önemli?”

Düzen. Çoğu insan için yaratılması zor bir kavramdır. Benim için ise kavramın bilinen anlamı ardında yatan ifade  herkesinkinden farklıdır. Düzen benim yaşayış biçimimdir. Düzen, her sabah yataktan kalkışımla başlar ve akşam her gün oturduğum kanepede her gün okuduğum kitabın son cümlesini okuyuşum ile sonlanır. Çok kişi denemişti ama kimse beni bir sorunum olduğuna inandıramamıştı. Ben düzen odaklı ve rutinlerime bağlı hepinizden farksız ama kendimce farklı bir birey olduğum gerçeği ile büyümüştüm. Herkesin arzuladığı o düzen kavramı nasıl benim sorunum haline gelmiş olabilirdi ki.

”Bu alışkanlıklarını yerine getirmediğinde nasıl hissedersin?” sorusunu yöneltmişti bana. Yardım almak için burada değil miydim ben peki ya şimdi neden bu kadar kötü hissediyordum. Soru midemi bulandırıyordu.

Anksiyete hayatım boyunca hep ordaydı. Köşede pusu kurmuş adeta hayatıma renk katmamı engelliyordu. Herhangi bir farklılığa adım atışımla beni o adıma pişman ediyordu. Evim benim güvenli alanımdı orada her şey istediğim gibiydi, odamda beyaz çarşaflarla donatılmış bir yatak, bir ayna ve dört çekmeceye sahip bir şifoniyer vardı. Mutfağımda çeşitli yerlerden satın aldığım gümüş birer çatal, bıçak ve kaşığım, bunlara uyumlu gümüş desenlerin çerçevelediği beyaz bir tabağım ve onun takımı olan birde bardağım vardı. Evimdeki düzeni sağlamayı  kolaylaştırıyordu eşyalarımın sayısı. Paramın olmaması değildi sorunum. Aksine kazancımı harcamalarıma göre  bölüştürmemi sağlayan siyah kapaklı bir dosyam vardı.

Para hiçbir zaman bir sorun olmamıştı benim için. Rutinim içerisinde stabil devam eden ve bir gün bile bana heyecan vermeyen bir işim vardı. Masa başı bir işti, böylesi daha iyiydi farklılıklarla karşılaşmıyordum ne yapmam gerektiği belliydi. Elde ettiğim para sizin adlandırışınızla ” minimalist ” yaşam tarzıma yetiyordu. Para, çoğu insan için sınırlarını aşmayı, istediklerine ulaşmayı ifade eder. Benim için ise her zaman sınırlarımın içinde kendim için yarattığım düzene sağdık kalma konusunda işe yaramaz bir kavram olmuştur.

Çocukluğuma kadar inmiştik terapi seansının sonlarına doğru. Anksiyetem yeniden beni söylenenleri dinlemekten alı koyuyordu. Saatinde eve varamazsam ne olurdu? Tam altıyı on geçe arnavut kaldırımlı yoldan yirmi adım ile geçmesem akşamımın devamı düzgün geçebilir miydi? Terapistimin bana seslenişiyle düşünce dünyamı terk ettim. Yine yapıyordum, teker teker parmaklarımı sayıyordum. Dışardan delirmiş gibi gözüküyor olmalıydım, terapistte yapılacak hareket miydi bu. Terapist yavaşça durmamı söylemek için ellerime dokundu.

Bana doğru döndü ve  belki de o yıllardır kaçmaya çalıştığım cevabı dudaklarından dökülürken dinlememi sağladı.

Değişim değişime ihtiyacım vardı. Geçmişteki deneyimim beni bu hapis eden ”düzen” diye adlandırdığım, kendi çizdiğim ve ancak kendi yok edebileceğim çizgileri aşmamı engelliyordu. Değişim, her şeyin çözümü bu olabilir miydi? Herkesin ağzında yıllanan o değerli ” düzen ” kavramı yerini değişim aracılığıyla tatlı bir kaosa bırakabilir miydi? Belki de ben yanlıştım. İnsan doğası gereği değişimi kabullenmeliydi, onu hayatının bir parçası haline getirip hayatına kattığı heyecanı onun aracılığıyla elde etmeliydi.

Alışkanlıklarımla yaşama şeklimi biçimlendirirken hiç bu kadar düşünmemiştim. Peki ya onları aşıp hayatımdan çıkarmaya çalışırken neden bu kadar zorlanıyordum. Güvenli hissettiğim alanı terk etmeye hazırladım kendimi ve altıyı on geçe arnavut kaldırımların başına varmış olmama rağmen yirmi bir geçeye kadar bekledim. İlk adımım şu dakikadan sonraki hayatımı şekillendirmeme yardım edecekti bunun bilincindeydim.

(Visited 9 times, 1 visits today)