Terazinin Ağır Kefesi

Hayatını adalete adamış insanlar vardır. Hakimler, polisler… Ancak bu insanlar bile dünyanın üzerine bir sis gibi çökmüş bir gerçeğin üstesinden gelemiyor. İnsanlar, farklı olandan ve farklı olmaktan korkar. Rahatına düşkün çiftlik hayvanları gibi yaşamayı seçmiş bu topluluk, kendini bulmaya çalışan insanları her daim ezer. Birilerinin zengin olması için diğerlerinin köle olması gereken bir dünyada yaşıyoruz. Herkes bir şeylerin kölesidir. Herkesin devam edebilmek için bağlandığı bir şeyler vardır. Yalnızca bazılarının kölesi olduğu şey, diğer insanları satın alacak kadar güçlüdür. O zaman soruyorum size, mümkün müdür böyle bir döngünün içerisine kapılmış insanoğlunun adaletli olması?

İçinde yaşadığımız dünya adil bir yer değildir. Küçücük çocukların soğukta ayakkabısız dolaşıp karton kutularda yatması, sadece canları istediği için bir hayvanı bazen bir insanı bile öldürebilecek şahısların sokaklarda özgürce gezmesi, aynı suçu işleyen iki kişinden birinin takım elbise giydi diye diğerinden daha az ceza alması da bu durumun en büyük örneklerindendir. Konu insan haklarına gelince, herkes eşittir, herkes aynı haklara sahiptir. Peki 21. yüzyılda bu sayfalar dolusu özgürlük kurallarına uyan var mı ki?

İnsanlara eşit davranmak adil değildir. Üstün zekalı bir çocuk ile disleksi bir çocuğa aynı haklara sahipler diye kırk dakika boyunca aynı çatı altında ders vermek adil değildir. Çalışan insan ile tüm gün iş koltuğunda oturup hiçbir şey yapmayan insana aynı maaşı vermek adil değildir. Beş çocuklu bir aileye, tek başına yaşayan bir birey ile aynı maaşın verilmesi ve bu parayla ay sonunu getirmesinin beklenmesi adil değildir. Belki bir adam zengin olduğunu kanıtlamak için o arabayı almasa Uganda’nın fakir semtlerindeki bir çocuğun karnına kuru ekmekten başka bir şey girecekti. Kim söyleyebilir ki bu çocuklara, tüm suçlarının fakir bir ülkede doğmak olduğunu? Kim söyleyebilir fakir birine, kimse ona yardım etmediği için ekmek çalmasının suç olduğunu? Hayır hayır, bunlar suç değildir. Bu insanlar hırsız, suçlu, fakir değildir. Bu insanlar dünyanın adaletsizliğinin kurbanı olmuş insanlardır. Bunlar  adalet” başlığı altında uygulanan eşitsizliklerin kurbanı olmuş insanlardır.

Herkesin temel hakları vardır ancak bu hakların eşit olması adil midir? Savaşın ortasında kalan birine korkmaması, onun da her insan gibi yaşama hakkı olduğunun söylenmesi onu rahatlatır mı? Adaletsizliğe bürünmüş bir dünyada yaşıyoruz. Fakirin her geçen gün daha da fakirleştiği, zenginin her dakika kasasında biriken paranın arttığı bir dünyada. Aritoteles der ki ” Zayıf, daima eşitlik ister, halbuki bunlar kuvvetlinin umrunda bile değildir.”  Öyle bir durumdayız ki eşitlik de adalet de sabah çöken bir sis tabakasının usulca dağılması gibi siliniyor bu dünyadan.

Eşitlik herkese adil davranılması değildir, adalet ise herkese eşit davranılması değildir. Bu iki kelime asla birbiriyle çakışamaz. Ancak dünya üzerindeki hiçbir şey, bu iki paralel çizgi kadar önemli değildir. Birlikte sonsuzluğa uzanması gerken bu iki çizgi, çürümekte olan bu dünyadan arkalarında hiçbir iz bırakmadan kayboluyor. Bu kelimeleri sonsuza kadar yaşatmak için herkes elinden geleni yapmalıdır. İşte budur eşitlik. Adalet kelimesini yaşatmak için herkesin elinden geleni yapmasıdır. İşte budur adalet. Herkes aynı şeyi yapamasa da herkesin bir şeyler yapmasıdır.

 

(Visited 55 times, 1 visits today)