Toplumun Gıdası

Sanat en genel anlamıyla bir duygunun veya tasarımın dışavurumunda kullanılan yöntemlerin tümü, bu yöntemlerle ortaya konulan üstün yaratıcılıktır. Başka bir deyişle yaratıcılığın ve hayal gücünün ifade edilme şeklidir. Sanatı doğru biçimde tanımlayabilmek için öncelikle zevk aracı olarak düşünmekten vazgeçmek ve onu insan yaşamının bir parçası olarak görmek, benimsemek zorunludur. Farklı toplumlar ve bireyler sanatı farklı şekillerde tanımlar. Örneğin Freud der ki; “Biz”i anlatan bilim ile “Ben”i anlatan sanat, “bir insana giden en kısa yoldur.” Yine Freud’a göre psikanalitik açıdan yaratıcılık, geçerli ve yeni çözümler bulabilme yeteneğidir.

Sanat, insanın diğer insanlarla arasındaki bir iletişim kanalıdır. En basit örneğiyle insan düşüncelerini kelimelerle ifade ederken sanat yoluyla duygularını aktarmış olur. Bir duyguyu uyandırmak için o duyguyu yaşamak; renkleri, sesleri, sözcükleri kullanarak duyguyu somutlaştırmak ve dış çevreye aktarmak sanatın temelinde yatan düşüncedir. Sanat dediğimiz kavram her toplumda farklı şekilde tanımlanabilir ve farklı kefelerde değerlendirilebilir.                                                                                                                                              Ülkemizdeki sanat anlayışından bahsedecek olursak ne yazık ki sanat ile entegre edilmiş bir toplum değiliz. Bu sebeple kültürlü bir nesilin yetişmediği, sanatı gereksiz bulan ve sanatın ruhumuzu besleyen bir ihtiyaç olduğunu kavrayamayan bir toplum yapısına sahibiz. Eğitim sistemimizde de sanatsal anlamda herhangi bir şeye yeterince yer verildiğini düşünmüyorum. Sanat adı altında yapılan çalışmaların boş olduğu düşünülüyor, sanatçılar ise toplumda hak ettiği değere sahip olamıyor. Bunun nedeni de eline her fırçayı, mikrofonu alanın sanatçı olarak algılanması.                                                                                                                                                                                Peki ülkemizdeki bu işleyişi tersine çevirmek ve sanatı daha ilerilere taşıyabilmek mümkün mü?                      Öncelikle küçük yaşlardan itibaren yetenekli kişiler aile ortamında veya okul ortamında tespit edilip ilgisi olduğu alana yönelebilmesi için gereken bütün olanaklar sağlanmalı, sanatla ilgili dersler bu kişilere yoğun olarak aktarılmalı, kişinin içindeki sanatçı çocukken bulunup geliştirilmelidir.                                                                  Sanatsal aktiviteler ve etkinlikler arttırılıp bu alandaki kurumlara yatırım yapılabilir hatta toplumsal alt yapı olarak okullarda “kişinin kendi ilgi alanına yönelik” dersler ve uygulamalar müfredata eklenebilir.                                                                                                 Ayrıca okullarda öğrencilerin alabilecekleri sanat dersleri için yalnızca müzik mve resim sınırlaması olmamalıdır. Örneğin; çömlek, ebru sanatı, seramik yapımı, aikido, capoeira, eskrim gibi ilgi uyandıracak alanlar genişletilmelidir.                                                                                                                                                                  Halk olarak sanatı desteklemek gereklidir ve bunu uygulamaya geçirmek amacıyla resim, müzik tiyatro gibi sanat dallarıyla ilgili konserler, sergiler, tiyatrolar düzenlenmelidir.                                                                                                                                                     Gençlerin sanata eğilimini arttırmak için sanatı sevdirecek tanıtımlar ve aktiviteler yapmak ve bilgilendirici içerikler sunmak da toplumumuzun kültürlenmesi açısından büyük ölçüde önem arz eder.                                                  Ayrıca Mustafa Kemal Atatürk her zaman sanata ve bilime önem vermiş ve bu alanda yeni bireylerin yetiştirilmesine öncülük etmiştir. Buna yönelik akademi ve okul kurmuştur, Resim ve Heykel Müzesi’ni kurması sanatın onun için ne kadar önemli olduğunu göz önüne serer.

Sanat insanın özgür düşünebilmesini, çevresiyle etkileşim içinde olmasını, olan bitenlere karşı daha duyarlı olmasını ve her şeyden önemlisi kendini özgürce ifade etmesini sağlar. Bu bağlamda toplumumuzda çok değerli bir yere sahiptir. Atatürk her zaman sanatı toplumun bir parçası olarak görmüştür ve sanatla ilgili birçok yenilikler ortaya atmıştır ve şu sözleri söylemiştir; “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Bizim de bu konuda hassas olup içimizdeki sanat ruhunu açığa çıkarmamız ve atmızın izinden yürümemiz gereklidir.

(Visited 2 times, 1 visits today)