Tozlu Tarih Sayfalarında Gerçeklik Bulguları

4.54 milyar yıllık dünya maceramızda geldiğimiz nokta hayret verici değil mi? Atalarımızın verdiği onca emeğin karşılığını hala alıyor ve ürettiklerini veyahut keşfettiklerini kullanıyor; çoğu sorunun cevabını hala o günkü heyecanla arıyor olmak bilim adıyla tanımladığımız soyut bir cevherin en büyük eğlencesidir sanırım. Elbette bilimin gizemlerinin bir kısmını cevaba ulaştırdık fakat yapılan deney ve gözlemlerle bu bulguların kesin olmadığı aynı zamanda birçok tezi de çürüteceği kanısındayım.

Bilim hakkında konuşmaya girizgah yaparken izlenebilecek en doğru yol, geçmişi aydınlatmaktır bence. ”Nereden geldik?” ve ”Nereye gidiyoruz?”. Bu sorular “merak” kavramının insan beyninde tomurcuklanmaya başladığına dair bir kanıt niteliğindedir. Peki ya cevabı? Yüzyıllardır cevabı aranan bu soruya henüz kesin bir cevap verilememiş olsa da bulgular, konu hakkında bilgi edinmek isteyen insanların merakını giderir niteliktedir. İlkel çağlara gittiğimizde ”Bir öküzün boynuzlarında yaşıyoruz ve bu öküzü memnun edebildiğimiz sürece fiziksel varlığımız sürecek.” fikri üstünde durulmuş ve öküz kutsal bir hayvan olarak görülüp onu memnun etmek için çeşitli ibadetlerde bulunulmuş.

O çağlarda yaşayan insanlar için bu bilgi her ne kadar doğru kabul edilse de teknolojik açıdan geldiğimiz nokta bunu yalanlar vaziyette. Tozlu tarih sayfalarını birazcık daha çevirelim: ”Dünya düzdür” teoremiyle karşı karşıyayız. Aslında kendimi o zamanlarda yaşayan bir insanın yerine ne zaman koysam ”Aslında doğru olabilir.” gibi düşünmüyor da değilim. Öküz boynuzu teoremi günümüzde geçerliliğini yitirmiş olsa da ”Dünya düzdür” diyenler hala var. Meraklısına

 

Teoremler gün geçtikçe geçerliliğini yitirse de bilimin güzel yanlarından bir diğeri de gerek gözlemlerle gerek deneylerle gerekse düşünsel verilerle bir olgunun doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanabiliyor ve bu da doğruya olan yolculuğumuzda önümüzü açıyor. Tozlu tarih sayfalarını birazcık daha kurcalayalım ama bu sefer konumuz ”Nerede yaşıyoruz?” değil de ”Nelerden oluştuk?” olsun. Bu seferki tanığımız Niels Bohr. Kendisi Danimarkalı bir fizikçi ve atom üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel Fizik Ödülü almıştır. Ona göre;

  1. Bir atomda bulunan her elektron çekirdekten ancak belirli uzaklıklardaki yörüngelerde bulunabilir. Her yörünge belirli bir enerjiye karşı gelir ve elektron yörüngelerden birinde hareket ederken enerji kaybederek çekirdeğe doğru yaklaşmaz.
  2. Yüksek enerji düzeyinde bir elektron düşük enerji düzeyine inerse enerji düzeyleri arasındaki enerji farkına eşit enerji yayınlanır.
  3. Elektronlar çekirdek çevresinde dairesel yörüngeler izlerler ve elektronların açısal momentumları ancak belirli değerler alabilir. Bu değerler planck sabitine bağımlıdır.

Niels Bohr çalıştığı üniversitede fikirlerini fizikçilerden oluşan bir komiteye sunacağı esnada aklına bir fikir gelir ve hızla laboratuvarın yolunu tutar. Çok ilginçtir ki sunuma dakikalar kala sunacağı teorinin yanlış olduğunu kanıtlar. Şu bilimin işine bakın! Doğru olduğuna kesin gözüyle baktığı ve ”Atom konusunda gerçek budur.” dediği teori yanlış veyahut eksik çıkıyor. 

İşte bilim böyledir. Gizemleri insanın karnında kelebekler uçursa da gerçek olduğu kesin gözüyle bakılan bulguların ömrü çok kısa. Bu yüzdendir ki bilimin konusu gerçeğe ulaşmaktır ve bu yolda en büyük yoldaşlarımız, bilimin vazgeçilmezi anlık gerçekliklerdir.

 

 

 

(Visited 212 times, 1 visits today)