Ulaşılamayan Hayaller

Canlılar doğar ve sonra da ölürler. Bu doğanın en temel kanunlarından bir tanesidir. Hiçbir canlı istediği için var olmaz, insan ne zaman doğacağını seçemez fakat ne zaman öleceğini seçebilir. Ölüm bence bireysel bir kavramdır tam olarak bu yüzden kişinin ölümü özgün ve kişiye mahsustur. İnsanlar geliştikçe girdikleri yaşam amacı arayışı sonucu bir hayal edinme ihtiyacı duyarlar işte hayatın acı gerçeklerini bu hayal sayesinde tanırlar.

İnsanlar doğar ve ölür. Bu ölüm ise kimi zaman fiziksel olur, insan vücudu sınırlarına ulaştığı için ya da çok hasar gördüğü için iflas eder, kimi zaman da zihinsel olur, insan zihni sınırlarına ulaşıp bir takım sebeplerden ötürü yaşam sevincini kaybeder ki bu durum bana kalırsa ölümden de beter bir durumdur. Fiziksel ölümü günümüz ayrıcalıklarıyla beraber geciktirebiliriz fakat aynı şey zihinsel ölüm için söylenemez. İnsan olduğumuz için her konuda bir sınır noktamız vardır. Doyum, öfke, neşe, hüzün ve bunlar gibi pek çok duygu bir sınır noktasına sahiptir ve kaç yıl geçerse geçsin elbet bir gün bu duygular sınır noktasına erişir ve bu durumda kişinin sonu iki şekilde biter. Birinci son biraz korkunç, kişi gününü boş geçiren bir yürüyen ölüye dönüşür, yaptığı hiçbir şeyden zevk almayan hatta eylemlerinin bile bir anlamı olmayan bir yürüyen ölüye dönüşür. İkinci son ilk son gibi olmasa da olması gerekendir, ki bu da tahmin edebileceğiniz üzere ölümün ta kendisidir. Ölüm insan doğasının bir parçası olduğundan ötürü bu sonu olması gereken son olarak adlandırmak doğru bir karardır. İnsanın kişiliğine göre duygusal limitleri değişir yani ne zaman ölecekleri de değişir. Hayalperest insanlar erken ölür. Ya fiziksel olarak erken ölürler ya da rüyalarında yaşamaya devam edip topluma karışamazlar ki bu da onların toplum adına öldükleri anlamına gelir. Mantıklı insanlar ise sadece erişebilecekleri bir hayal seçip aynı doğrultuda bir hayat yaşar ki çoğu zaman da hayatlarını mantık çerçevesinde yaşayan insanların mutluluğu göze çarpar.

İnsanı öldüren şey umuttur aslında erişemeyeceği hayallere sahip olmayan insanların umut ettikleri bir şeyler yoktur. Hedefinde ulaşılması imkansız şeyler olan insanları umutları da bir o kadar fazladır ve amaçlarına varamadıkları zaman o hedefe dair olan umutları onları içten içe öldürmeye başlar. Fakat ulaşılmaz hedefleri asla kendine amaç edinmeyen kişiler gereksiz hayallere kendilerini kaptırmazlar. İşte tam burada insan ne zaman öleceğini seçebilecek bir konuma gelir.

Aslında insan bedensel faaliyetlerini yitirdiğin de ruhen çoktan ölmüştür. Ne zaman doğacağımızı seçemeyiz ama öldüğümüz zamanın farkındayızdır bunun çoğu zaman. Bu yüzden “İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum” sözü bana göre yanlıştır.

 

(Visited 50 times, 1 visits today)