Umutları Yüksek mi Tutmalı Yoksa En Kötü İhtimale Göre mi Hareket Etmeliyiz?

Şansa inanır mısınız? Ya da yeterince isterseniz bir şeylerin olacağını? Evrene mesaj gönderenlerden misiniz? Yoksa bunların hepsinin saçmalıktan ibaret olduğunu düşünen ve olaylara daha pesimist bir şekilde mi yaklaşan biri misiniz? Bir şeyi fazla isterseniz başaramayacağınızı düşünen ve başına tam tersinin gelmesinden korkan Murphy Kanununa inananlardan mısınız? Bu konuyla ilgili bir sürü farklı fikir bulunsa da hangisinin doğru olduğuna karar vermek pek de kolay değil. Her ne kadar bu iki fikir de birbirlerinin zıttı olsa da, ikisinin de kendine göre haklı ve mantıklı yönleri vardır. Hangisinin daha mantıklı olduğunu anlamak için bu konuların biraz daha derinlerine inmemiz gerekiyor.

 

Öncelikle namı değer Murphy Kanunları ile başlayalım. Büyük ihtimalle ”Eğer bir işi halletmek için birden fazla olasılık varsa ve bu olasılıklardan biri istenmeyen sonuçlar veya felaket doğuracaksa; kesinlikle bu olasılık gerçekleşecektir.” sözünü daha önceden duymuşsunuzdur.  Amerikalı mühendis Edward A. Murphy Jr. tarafından söylenen bu söz, özetlenmek gerekirse, yaptığımız bir işte veya gerçekleşen bir olayda birden fazla olası durum varsa ve bu durumlardan biri kötü bir sonuç doğurmakta ise kötü sonucun gerçekleşmesine sebep olan durum kesin surette gerçekleşir. Hayata bardağın dolu değil de boş tarafına odaklanarak yaşayanların kullandığı bir sözdür bu. Umut denen kavramın anlamsız olduğunu, en kötüsü ihtimalin düşünülmesi gerektiğini anlatır. Ne yazık ki bu kavram tembellik ve acizlikten başka bir şey değildir. İnsanın kendi umutsuzluğu ve yetersizliğini doğanın kanunu olarak görmesi mantıksızdır. Hayatta her zaman başarılı olma ve iyi sonuçların da olduğu senaryoların da olduğu olaylar da vardır. Örnek olarak, eğer Murphy Kanunları gerçek olsaydı, Elon Musk asla zengin olamaz ve eBay batmış olurdu. Jeff Bezos Amazon’u ile birlikte iflas eder, Mark Zuckerberg’ün Facebook projesi sadece okul arkadaşları ile mesajlaştığı bir uygulamadan ibaret olurdu. Bu insanlar gibi daha birçok örnek daha verilerek Murphy Kanunu’nun yanlış olduğunu söylemek mümkündür.

Biraz da Çekim Yasası’ndan bahsedelim. Evrendeki her şeyin enerjiden ibaret olduğunu düşünen ve evrene hissederek gönderdiğimiz enerji ile hayatımızın şekil aldığını savunan bir görüştür. Düşüncelere ve sözlere önem veren bu görüş, Murphy Kanunları aksine optimist bir bakış açısına sahiptir. Yine de Murphy Kanunlarına benzer olarak teorik olarak mantıksız olmasa da uygulamada pek de öyle olmadığı aşikar. Birkaç örnek vermek gerekirse, her istekli ve pozitif düşünen öğrencinin istediği okulu  kazanamaması, her insanın istediği meslekte çalışamaması, her gün daha iyi bir hayat için elinden geleni yapan insanların gün geçtikçe daha kötü duruma gelmeleri ve umutlarının yavaş yavaş sönmesi Çekim Yasası’nın doğru olmadığını kanıtlar niteliktedir.

Hayatta her zaman umduğumuz şeyler başımıza gelmez. İyi haberler de alabiliriz kötü haberlerde. Gökten başımıza dolarlar da yağabilir, bombalar da. Hayatın bizim karşımıza çıkardığı fırsatlar her zaman değişkendir. En iyisi başımıza gelmeyebilir ama en kötüsü kesin olur da diyemeyiz. Hayat hiçbir zaman mükemmel değildir ve bunu biz değiştiremeyiz. Ancak bu sebepten dolayı hayata tamamen kötü algılamak da yanlıştır. Bardağın dolu veya boş tarafına bakmak önemsizdir. Elimizde bir bardak varsa ne kadar dolu veya ne kadar boş olduğuna bakmaktansa, onu nasıl doldurabileceğimize odaklanmalıyız.

(Visited 5 times, 1 visits today)