Unuttuklarımdan

İnsanoğlunun hayatındaki en büyük mucizelerden biri de küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır. Çünkü onlardır uygarlıkların geleceklerini yazanlar. Şimdi hatırlamıyorum ama sanırsam Çinli bir adamın dediği gibi Planınız bir yıl içinse pirinç ekin on yıl içinse ağaç dikin yüz yıl için ise insanları eğitin. Bir ulusun geleceği varsa eğer sadece ve sadece nesiller öncesinde sekizli, yirmili yaşlarda eğitti nesile yani öğrencilere bağlıdır. Heykeltıraş mermere ne ise öğretmen de çocuğa odur.

Elbet her öğrencinin başına bela olmuş öğretmeneler vardır. Yer çekimi kuvvetinin varlığı gibi sıkıntıları, problemleri öğrenciye çektirirler. Çünkü her insan ideal mesleğini seçemez. Bu yüzden hukukta rüşvet, hastanelerde yetersizlik ve okullarda eğitimsizlik vardır. On yıldan birazcık fazla olan eğitim hayatımda bana hiçbir şey kazandırmaya öğretmenler bunlara örnektir. Tabii bu konuda ilkokul öğretmenlerinin işi daha kolaydır çünkü alfabeyi hiç bilmeyen ya da dört işlemi bile yapamayan öğrencilere bilgi katmak hem eğlencelidir hem de faydalı. Ama İngiltere gibi büyük ülkelerde bile matematik sınavları hesap makineleriyle yapılabiliyorken (çünkü hesap makinesinin o sorularda kullanılması gerekiyor!!!) maalesef bizlere o soruları çözebilmemiz için hesap makineleri verilmiyor. Aslında bu konuyu genişleterek, eğitimciler biz gençlere küçük birer çocukmuşuz gibi davranıp fakat yetişkinlerin sorumluluklarını yüklemesine dair yorumlar yapabilirim ama sağ olsun ki okulumuz bizi çoktan bu tür durumlara alıştırdığı için yapmayacağım.

Yukarıda sadece yazmak için yazdığım 200 kelimenin sonucu olarak söylemek isterim ki eğitim ne kadar geleceğin deniz feneri de olsa maalesef gereksiz öğretmenlerin sayısı faydalı yani öğrenciye bir şeyler katabilen hocaların sayısından fazla. Hâlâ yersiz ve gereksiz görevler, ödevler, dersler ve notlar veren tek amacı okula gidip gelip maaşını almak isteyen hocalar eğitim sistemimizde mevcuttur hata bu konuyu öğrencilere tehdit olarak da sunmaktadırlar. “Ben dersimi anlatır giderim.”

Aslında ilk amacım hayatımda bir yıl boyunca pazartesi günleri girdiğim ve en değerli derslerimden olan Felsefe sınıfında geçen birkaç anı anlatmaktı. Fakat yaklaşık olarak 300 kelime yazdığım için artık bu ödevimin de sonuna gelmeliyim çünkü daha çözmem gereken 9 matematik testi, 2 biyoloji, 5 coğrafya testi, 26 sayfa kimya, 20 sayfa İngilizce matematik, 12 sayfa İngilizce, okumam gereken 6 metin ve bunların cevaplanacak soruları ve özetleri, 12 sayfa tarih ve okumam gereken bir kitabım var.

Yine de söyle azıcık değinmek istiyorum bu Felsefe derslerime. Sıradan bir matematik dersimin sonunda her beşinci sınıf gibi aşağıya oyun oynamaya giderken öğretmeneler odasından beni çağırdılar. Birkaç yıldır ders aldığım matematik hocam bana yeni açılan Felsefe sınıfını ve yeni gelen Felsefe hocasını anlattı. Zaten küçüğüm ve hayır demeyi daha öğrenmemişim ki bu derslerden sonra söylemeyi öğrendiğim en iyi kelimedir, yazdırdım adımı bu derse. Tek ben vardım ve bir de müfredat üzerinden gidiyormuş gibi görünen ama kendi istediklerini ,gerekli gördüklerini anlatan hocam. Öğrendiğim bazı şeylerden biri Plüton’un gezegenlikten çıkartılmasının ne kadar insafsızca olduğuydu.  Ardından istemediğim şeyler hayır demenin  ne kadar önemli olduğuydu. Bu derste çok uzun bir şekilde hikaye anlatmıştı. Hikayeyi duymadığınız sürece asla anlayamazsınız. Belki de hayatımda cidden gitmek istediğim nadir sınıflardan biriydi o felsefe dersi. Çünkü kişiliğimi ve benliği oluşturmak için ne gerekiyorsa bana zorla ya da baskı kurarak öğreten değil kendimi ve bildiklerimi sorgulatarak öğretmişti. Üzerinden beş yıl geçti bu hayat derslerimin. Beni bilim sanattaki en iyi sınıfla tanıştırıp üniversitelerdeki en iyi hocalardan ders almamı sağlayıp dünyanın yarısını tamamen açık gözlerimle görmemi sağlayan felsefe öğretmenim ve diğer hocalarım öğretmenler gününüz kutlu olsun. Eğer sizinle tanışmadan başlasaydım liseye, ben mi acırdım halime daha çok, siz mi? Keşke daha fazla küçük mucizeler olsa -sizinle tanışmam gibi- da okusanız tüm bu yazdıklarımı. Nasıl olsa en fazla bir kişi okur yazdığım bu 550 kelimeyi sonuna kadar. sadece yazıp yazmadığımı kontrol ederler. O zaman da anlayamazlar zaten hikayenin bütününü… Bunu bildiğim için yazdım asıl vermek istediğim mesajları ilk başa, duyguları sona.

 

İlk öğrendiğim dersti felsefe sınıfında: Kendine her zaman  güvenmelisin. Kendime güvendiğim için değil insanların asla okumayacağına güvendiğim için yazıyorum sadece.

 

(Visited 35 times, 1 visits today)