Varoluş Duyusu

“İlim ve sanat, ittifak görmediği ülkeyi terk eder.” Tıbbın babası olarak bilinen İbn-i Sina’nın sözleridir bunlar. Sanat, şüphesiz ki var olduğumuz modern toplumda bile hor görülmektedir. Özellikle bulunduğumuz ülkede. Sanattaki bu bariz geriliğimiz de bizi toplum olarak diğer toplumlardan geride bırakmaktadır. İbn-İ Sina’nın bu sözü yıllar önce söylenmesine rağmen, neden ülkece sanattaki eksiğimizi kapatmaya çalışmıoruz? Neden geride kalmaı kabul ediyor, tek taraflı öğrenimi devam ettiriyoruz?

Küçük bir yaşdan itibaren, bize hayatımızın her bir alanında matematiğin, fiziğin önemi anlatılmıştır. Toplumda saygınlık duyan her mesleğin sayısal alandaki başarıyla geldiği sıkı sıkı tembihlenir. Bu nedenle okullarımızdaki eğitim bu kriterlere yöneliktir. Fakat, gerçek şudur ki, sanatla beslenmemiş bir ruh hiçbir alanda başarılı olamaz. İnsanlar olarak; sanata, edebiyata ve tüm kardeş dallara ihtiyaç duyarız. Doğuştan gelen bir ihtiyaçtır bu. Sanat, varoluşun resmidir. Sanatla düşüncelerimizi, duygularımızı daha verimli anlatırız. Kelimelerin anlatamadığını resimler, resimlerin anlatamadığını notalar anlatır. Birbirimize bu şekilde sahip çıkarız ve kim olduğumuzu böyle buluruz. Dolayısıyla, sanatsız bir toplum yok olmaya mahkumtur çünkü bahsi geçen toplum; kendini, morallerini kaybeder. Daha da kötüsü, belki de kendini hiç bulamaz.

Buna göre, sanat çağın yapısının içindedir. Sanat ve bilim iç içe ilerlemelidir. Eğer tarihe kısa bir göz atarsanız, çoğu adını unuturmayan bilim insanının aynı zamanda bir sanat dalıyla da ilgilendiğini görürsünüz. Leonardo da Vinci, İbn-i Sina, Albert Einstein…Bu tarihe adlarını yazdırmış insanların başarılarının sırrı budur. Bilim ve sanatı beraber götürmeleridir. Sanat onların ruhunu beslemiştir ve zihinlerini açmıştır. Bilim de onlara sanatları için ilham vermiştir. İşte bu yüzden, modern dünyada, sanata ayrılan zaman çoğaltılmalıdır. Her yaştan çocuklar, ilme olduğu gibi sanata da teşvik edilmelidir.

Bu hedefi gerçekleştirmek yolunda ise yapmamız gereken birkaç değişiklik vardır. Okullardaki sistem, akla ilk gelenlerden biridir tabii. Her çocuk ve ergen hayatının büyük bir kısmını okulda geçirir. Yani, okulda gördükleri her şey gelecekte onları şekillendirir. Günümüzde olduğu gibi akademik bazlı okullar çocukların hayal gücünü köreltmekten başka bir şey yapmaz. Çocuklar ezberlemeyi ve sorgulamamayı öğrenir. Oysaki, sorgulamak insan oğluna bahşedilmiş en önemli yeteneklerden biridir.

Çözüm ne mi? Okullarda sanata yönelik dersler olmalı. Sözü geçsin diye değil sadece, gerçekten öğretim amacı güden bir şekilde. Yaratıcılık öğretilmeli! Gençlerin kendilerini ifade etmesine izin verilmeli! Kısıtlamasız, limitsiz, korkusuz bir şekilde. Ancak böyle ki, toplumumuz ve dünyamız gelişmeye başlayabilir. Ancak böyle ki huzura ulaşabiliriz. Ancak böyle ki özgür olabiliriz.

Uzun lafın kısası, sanat, ilim kadar önemli; ilim de sanat kadar güzeldir. Birbirlerini tamamlarlar bu dallar. Biri olmadan diğeri başarıya ulaşamaz. İkisinden biri ihmal edilirse, ikisi beraber solar. Sanat bizim kendimizi ifade etme şeklimizdir, birbirmizi daha iyi anlama yöntemimizdir. Sanat ruhun gıdasıdır. Bundandır ki başarılı her insan varoluşu sorgulamıştır. Çünkü sanat, varoluşun simgesidir. İnsan aklının bir yansımasıdır. Göreceksiniz ki, bir ülke sanatla iç içe girdiğinde, ona gerektiği önemi gösterdiğinde o ülke; barışa kavuşacaktır. Lakin sanatsız birülke hiçbir zaman çıkış yollarını bulamayacak, ikilemde kalacaktır. Sanat, bizi hayata bağlar. Bize hayatı gösterir, hayatta olmayı tattırır. 

(Visited 54 times, 1 visits today)