Yalnız Fidan

Yine aynı oda. Perdelerin arasında kalan küçük boşluktan ışık cılız cılız içeri giriyor, odanın karanlığı ile adeta köşe kapmaca oynuyorlar. Işığın üstüne düşüp gösterdiği kar tanesi misali toz… Temizlemeli bu evi ama nasıl? Önce kalkmalı. Yaşlılıktandır ağrıyor eklemlerim. Terliklerim… Uzun zamandır dışarıya çıkamamaktan eskidi bu kumaş parçaları da.

Kapının gıcırtısı bile rahatsız etmiyor artık. Hatta bazen hoşuma gidiyor bu sessiz evde çıkan en küçük ses bile. Bazen bir sineğin vızıltısı, rüzgar ile birlikte birbirine çarpan zincirlerin şıngırtısı… Maço’nun zinciri… En son o ayrıldı bu evden. Ailemizin neşe kaynağıydı. Aile… Şimdi hepsi başka ülkede, kaldım bu evde bir başıma. Hepsi gitti sırayla. Eskiden oluşan banyo sırası bile özletiyor kendini şu an. Birbirlerine bağırışları, sıra kavgaları bile tatlı geliyor şimdi düşününce. Bakıyorum aynaya ama inanamıyorum gördüklerime. Ne zaman geçti zaman? Bakan ben gördüğü benden farklı, hatırladığı benden ise bambaşkaydı.

Açlıktan karnım gurulduyor. Mutfağa gidiyor, dolabı açıyorum. Yine boş. Sağ olsun yan komşu yardım ederdi evin alışverişlerinde. Fakat o da yok bir süredir ortalarda. Artık kullanacağız oğlumun aldığı telefon denen tuğlayı. Her gün televizyonda görüyorum, tıkla gelsin diyor televizyondaki adam. Yoktu bizim zamanımızda böyle efsunlu şeyler. Ya evin annesi gider pazardan temin ederdi gerekenleri ya da evin en küçüğü gönderilirdi Mahmut Amca’ya. Bakkal Mahmut… O da iyi adamdı. Evin en küçüğü ben olduğumdan hep ben ziyaret ederdim Mahmut Amca’yı. Adamcağız bir anda kalpten gitti.

Dolaptan kalan son dilim ekmeği alıyor ve buzdolabından aldığım reçel ile birlikte masaya koyuyorum. Bıçağı daldırıyorum reçele ve o sırada bıçağın yansımasından dışarıdaki ağaç çarpıyor gözüme. Çınar ağacı… Yıllar önce, bu eve ilk taşındığımızda, babam her bir kardeşimden bir fidan seçmelerini istemişti. En sona kalan fidan da benim fidanım olacaktı. Kardeşlerim en büyüklerini seçmişti. Neymiş efendim, ne kadar büyük o kadar çok yaşar. Yaşam dediğin nedir ki. Hepimiz bir gün ölmek için gelmedik mi bu dünyaya. Sona kalan fidan şu an bahçede dimdik duran çınar ağacının fidanı idi. O zamanlar bir saz gibi ince ve bir çim gibi küçük olan fidan o zaman dikilen fidanlardan hayatta kalan tek ağaç.

Düşünceler… Yalnız kaldığım bu dönemde ne çok düşündüm. Düşündüm ama bulamadım bir çare. Yalnızlığa, yaşlılığa… Yine düşünüyorum ama alıkoyamıyorum kendimi. Kapı çalıyor. Kimdir ki bu gelen? Bayram değil seyran değil. Kapıyı açtığımda gördüklerime inanamıyor, gerçekliğini kontrol etmek amacıyla elimi iliştirmek için uzatıyorum. Ailem… Kapıda durmuş öylece bana bakıyorlar.

Bu his… Hissetmeyeli uzun zaman olmuştu. Mutluluk, sevgi. Dayanamıyorum. Çocuklarımı, torunlarımı görünce hakim olamıyorum göz yaşlarıma. O gün konuştuk bu konuda. Yalnızlık ve yaşlılık… Anlayış gösterdiler. Söz verdiler.

(Visited 14 times, 1 visits today)