Yapay İrade

Yapay zeka, yararları ve tehlikeleri tartışılan hassas bir alan. Günümüzde kullanım alanları kısıtlı olsa da yapay zekanın gelecekte insan kadar akıllı olabileceği öngörülüyor. Bu olay teknolojik açıdan önemli bir nokta olsa da insanlar yapay zekanın açabileceği problemlerden tedirgin. Örneğin, Elon Musk yapay zeka hakkındaki görüşleri sorulduğunda robotların her şeyi insanlardan daha iyi yapabileceğini açıklayıp yapay zeka hakkında endişeli olmamız gerektiğini söyledi.

Yapay zekanın açabileceği bu sorunlar ahlaki görüşlerimizi etkileyecektir. İlk olarak yapay zekanın bir birey  ya da canlı olup olmadığı hakkında tartışılabilir. Buna karar vermeden önce bir canlıyı canlı yapan özellikleri bulmamız gerek. Hayvanları düşünürsek canlı olabilmeleri için çevresini duyu organlarıyla algılaması ve dışarıdan gelen uyarılara karşılık vermesi gerek. Bir başka husus ise hayvanların öğrenebilmesi ve bu deneyimi sonradan kullanabilmesi. Örneğin bir köpek belli bir komut verilince istenen hareketi yapar ve birisi tarafından ödüllendirilirse sonradan komut verildiğinde aynı hareketi yapar. Bu açıdan yapay zekanın canlı olabilmesi için ilk olarak çevresindekileri algılaması ve ardından aldığı bu verileri sınıflandırıp deneyime dönüştürmesi gerek.

Canlı sayılsa bile yapay zeka hala ahlaki olarak önem görmez. Sonuç olarak bakteri de canlı olmanın gereksinimlerini sağlıyor, ama bakteri üzerinde yapılan bir deneyi onaylatmak, köpek üzerinde yapılan bir deneyi onaylatmaktan ahlaki açıdan daha kolaydır. Bu nedenle yapay zekanın bir birey olup olmadığı da düşünülmelidir. Yine aynı şekilde bireyi nasıl tanımladığımızı düşünmeliyiz. İlk olarak bir canlının birey olması için “öz farkındalığı”nın olması lazım. Bunu test etmenin en kolay yolu aynadır. Bebekler ilk aynayla karşılaştıklarında aynadaki yansımayı başka bir bebek sanır. Zamanla aynadaki görüntüyü hareketleri ile manipüle edebileceğini anlar ve o yansımanın kendisi olduğunu kavrar, bu noktada öz farkındalığa erişmiştir. Yapay zekanın da öz farkındalığa sahip olması için varlığının ve iradesinin farkında olması gerek. Birey olmanın bir özelliği de duygulardır. Bir bireyin etrafında gelişen olaylardan ve aldığı kararlardan dolayı duygu hissetmesi gerek. En önemlisi bir bireyin acıyı hissedebilmesi gerek, hem fiziksel hem zihinsel olarak. Eğer bir yapay zeka bu özelliklerin hepsini içeriyorsa, ahlaki açıdan bir birey olarak nitelendirilebilir.

Canlılığın dışında yapay zekanın insanlarla etkileşimi de ahlaki olarak büyük önem taşır. Bu konudaki ilk sorun yapay zekanın kullandığı bir araba kaza yapınca çıktı. Sonuç olarak hatanın yapay zekada mı yoksa onu tasarlayan kişide mi olduğu ahlaki bir görüş ister. Tartışılan bir başka konu ise eğer bir makine kaçınılmaz bir kazaya doğru sürükleniyorsa ve iki insandan birinin ölümüne neden olacaksa yapay zekanın hangisini iradesi ile seçmesi. En tartışılan konu ise makinelerin insanlara bilerek zarar verme olasılığı. Eğer zarar verirse, bunun iradesiyle mi yaptığı yoksa yapımındaki bir hatadan mı anlamamız zor. Bu konudaki görüşlerden birisi Isac Asimov’un Robotların 3 Yasası:

  1. Bir robot insana zarar veremez ve eylemsiz kalarak bir insanın zarar görmesine izin veremez
  2. Bir robot birinci madde ile çakışmadığı durumda insanların verdiği her emre uymak zorundadır
  3. Bir robot birinci ve ikinci yasa ile çakışmadığı sürece varlığını korumak zorundadır

Bu yasalarla yapay zekanın insanlara zarar vermesi engellenebilir. Ancak, bu yasaların zorla uygulanması yapay zeka kullanan makinelerin özgürlüklerine karşı gelir. Sonuç olarak insan insanı öldürebiliyor ve birisine zorla dediğini yaptırmak da “kölelik” olarak nitelendiriliyor. Eğer makineleri bir birey olarak sınıflandırırsak ahlaki olarak onlara bu tür yasalara uymalarını zorlayamayız, hatta “robot hakları” sağlamalıyız.

Sonuç olarak yapay zeka iradeye sahip olacak kadar geliştiği durumda ahlaki olarak değerlendirilmesi gerekecek. Bir insan, havyan veya üstün bir ırk olarak mı görüleceklerini ancak gelecekte görebiliriz

(Visited 84 times, 1 visits today)