YAŞAM

Hayat bazen komedi bazense trajedidir, hayat kelimesi en basit ve en temel anlamı ile yaşam demektir. Yaşam ise, doğumla başlayıp ölüme kadar devam eden uzun bir süreci ifade eder. Ama bu tanım çok yüzeysel ve sığ bir yaklaşımdır. Aslında insandan evrene doğru bir genelleme yapıldığında her şeyin birbirine akraba olduğunu görürüz. Hayat nedir, sorusunun yanıtı çok çeşitlidir. Önceki özel hayat yanılgılarını bir kenara bırakarak tüm evrenin ve belki de evrenin de ötesinin bir bütünlük içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde hayatın ne olduğuna ait birçok tanım vardır. Bir de tanım yapmayanlar vardır. Örneğin Wittgenstein, hayatın ne olduğunu içinden göremeyiz, diyor. Analitik felsefe geleneğinde de bu sorunun elma nedir? Gibi bir soru olmadığı söylenir. Kapalı bir kabın içinde hayat olduğunu düşünün, ancak dışarıdan bunu görenler ne olduğunu söyler. Dini kitaplar içinde yaşamın tanımı farklıdır mesela islam dininin kutsal kitabı olan Kur’An’ da durum daha farklıdır. Kur’ân-ı Kerîm’de hayat kelimesi hem kozmolojik-biyolojik hem de ahlâkî bir muhtevaya sahiptir. Çok sayıda âyet, hayatın metafizik prensibinden canlılığın başlangıcı ve tabii âlemdeki çeşitli görünümlerine kadar uzanan bir yelpazede birbirini tamamlayan açıklamalar ihtiva etmektedir. Bu açıklamaların hep birlikte vurguladığı itikadî ve ahlâkî mesaj, canlılığın kaynağının ilâhî yaratma fiili olduğu ve insanın öldükten sonra tekrar diriltileceğidir. Kur’an, tabii âlemdeki tezahürleriyle her türlü var olma ve canlanış olgusunun ölümden sonraki dirilişin bir kanıtı olduğunu vurgulayarak insanların bu olgular üzerinde düşünüp gözlem yapmalarını istemektedir. Aynı zamanda Hz. Peygamber’in bir hadisinde, yeryüzünde canlıların ortaya çıkışıyla ilgili olarak önce yer kabuğunun oluştuğu, daha sonra bitkilerin, ardından hayvanların ve son merhalede Âdem’in yaratıldığı beyan edilmektedir. Bu hadiste haftanın günleriyle simgeleştirilen kozmolojik devir yahut merhalelerin kaç yılı kapsadığı herhalde Kur’an’daki “yevm” (gün) teriminin tefsiriyle alâkalıdır. Batı düşüncesini de ele alırsak canlılık meselesine bütün felsefe tarihi boyunca farklı filozoflar tarafından çeşitli açıklamalar getirilmiştir. Ancak modern biyoloji felsefesi bakımından problemin kaynağı, Kartezyen düalizm denilen “res coqitans” (düşünen cevher, ruh) “res extensa” (yer kaplayan cevher, cisim) ayırımına kadar geri götürülebilir. Descartes ruh ile beden (cisim) arasında su geçirmez bir duvar örmüş, cismanî ve bedenî olanın müstakillen ve tamamıyla mekanik terimlerle anlaşılabileceğini ileri sürmüştür. Hatta filozofa göre ruhu olmayan hayvanlar da birer makineydi. Canlı organizmanın bu şekilde mekanizm perspektifinden tanımlanması, modern biyolojinin öteki bilimler gibi tabii bir bilim olarak mekanist evren telakkisini esas almasına yol açtı, bunların hepsi bu başlığın bilimsel ve açıklanabilir hem nesnel hem de öznel boyutuydu, ancak hepsi bir kenara bana göre hayatın yani yaşamın tanımını soracak olursanız ben size sadece ve sadece yapmayı sevdiğim aktivitelerden ve günlük rutin haline gelen alışkanlıklardan ve bazı birtakım zorunluluklardan bahsederim. Çünkü bu kavram çok göreceli ve kişiden kişiye göre değişkenlik gösteriyor yukarıda anlatılanlar sadece başlığın tanımı değil aynı zamanda hayattaki amaçlarımızı ele alan bir kaç somut delildi. Diyecek şu ki hayat kimine göre bir fincan kahve kimine göre ise bir bardak çay, hiç kimse aynı şeyi yapmak veya sevmek zorunda değil sadece tadını çıkarın.

(Visited 32 times, 1 visits today)