Yetim

Bazen sadece kaçmak, kurtulmak istersin. Kaçmak istersin ki kendini herkesten uzak, farklı tutabilesin. Her şey benim için farklıydı oysaki. Çünkü hayatım boyunca kimse beni kovalamamıştı, sıkboğaz etmemişti. Artık buna o kadar muhtaçtım ki benden kaçtı insanlar. Tüm hayatımı yetimhaneden yetimhaneye, aileden aileye geçirdim. Hayatımdaki herkes gelip geçti. Yirmi beş yaşına gelmiştim bile, hiç arkadaşım olmadan, ailem olmadan. Üniversiteyi yeni bitirmiştim, ünlü bir firmanın hukuk danışmanıydım. Buralara kimsem olmadan gelmiştim.

Her zamanki gibi şehir kütüphanesinde kitap okuyordum. Yanımda bulunan ahşap masada kahvem duruyordu. Yavaşça kitabımın sayfasını çevirirken diğer elimle fincanımı tuttum, kahvemden bir yudum aldım. Kafamda bir şeyler canlandırmak her zaman bana mutluluk verirdi. Kitabın son sayfasına geldiğimi anladığımda derin bir nefes aldım. Eski kitap kokusu kahvemin acı kokusuyla burnumu adeta boğmuştu. Koltuktan tutunup kalktım. Fincanımdaki son kahve damlalarımı içtim. Kütüphane girişindeki tatlı ama bir o kadar da huysuz olan teyze yine tezgahın başındaydı. Kitabı yavaşça tezgaha uzattım. Kadın beni süzdükten sonra buruşuk elleriyle kitabı tezgahtan aldı. “İsim?” kısık sesiyle sordu, önündeki klavyesindeki bazı harflere bastıktan sonra gözlüğünü düzeltti ve bana tekrardan baktı. “Elif Korer.” ismimi söyledim. Kadın tekrardan önündeki bilgisayara döndü. Oradan tam uzaklaşmak üzereyken omzuma bir el dokundu. Arkamı döndüğümde karşımda orta yaşlarda, sakallı, hafif kilolu bir adam gördüm. Adam fısıldadı: Adın Elif Korer mi? Sesi garip bir şekilde titremişti. “Evet.” Basit bir şekilde cevapladım. Adam nefes nefeseydi. “Handan Korer’i tanıyor musun?” titrek sesiyle sordu adam. Kafam karışmıştı, adama gülümsedim. “Hayır tanımıyorum. Ben yetimhanede büyüdüğümden dolayı kimseyi tanımıyorum.” Adamın sorusunu cevapladım. Adam kafasını salladı ve benden uzaklaştı. Derin bir nefes aldıktan sonra kütüphaneden çıktım. Saat neredeyse 11’di. Hava karanlıktı. Kulaklığımı taktım ve caddede yürümeye başladım. Yüksek müziğin sesi etrafımda olup biten saçmalıkları duymamamı sağlıyordu. Bir anda saçma bir ürperme gelmişti. Boynumun arkasını kaşıdım ve şarkımı mırıldanmaya devam ettim. Soğuk rüzgar yüzüme çarptı, kızıl saçlarım uçuştu. Oturduğum apartmanın önüne gelmiştim sonunda. Sırt çantamdan evin anahtarını çıkarttım ve kapıya takıp kapıyı açtık, apartmanın içine girdim. Dairem zemin katta olduğundan iki adım attıktan sonra eve girebilmiştim. Kıyafetlerimi çıkarıp pijama ve patiklerimi giydim. Mutfağa yöneldim ve buz dolabından dondurma alıp salonun yolunu buldum. Televizyonu açtım ve televizyon karşısındaki koltuğa yayıldım. Dondurmamı kaşıklarken dizimi izliyordum. Telefonumdan bir anda bildirim geldi. Gözlerimi devirdim ve telefonu açtım. Bilinmeyen bir numaradan gelmişti bu mesaj. Mesajda apartmanın önüne çıkmam yazıyordu. Bir anda olay tuhaflaşmıştı. Etrafıma bakındım, bunu yapmak hem korkutucu hem gereksizdi. Merakıma karşı gelemiyordum ve en son dışarı çıkmaya karar verdim. Ayağıma terliklerimi giydim ve dışarıya çıktım. Kapıda kütüphanede gördüğüm adam vardı. “Panik yapma.” sakince söyledi. Anlık şokla geri adım atmaya başladım. “Geri dur yoksa polis çağırırım.” adamı tehdit ettim. Adam ellerini arkasına attı. “Sen kimsin? Niye buradasın? Sapık adam.” Adama panikle bağırdım. Adam beni sakinleştirmeye çalışıyordu ama şuanda sakin olamazdım. “Seni tanıyorum.” Adam bir anda bağırdı. Her şey benim için o an durmuştu adeta. “Nasıl?” Sesim fazlasıyla titriyordu, bedenimi hissedemiyordum bile.

“Benimle gel.” Adam emretti. “Hayır.” cevapladım. Adam somurttu ve kolumu tuttu. “Seni korumaya çalışıyorum çocuk. Tehlikedesin. Ben senin abinim ve peşimde tehlikeli adamlar var. O yüzden benle gel.” adam bir anda dedi. O an şoka girmiştim. Ne diyeceğimi bilmiyordum. “Hadi!” Bana tekrar bağırdı. Bir anda bir silah sesi duydum. İçimin dışıma çıkışını hissedişimle aynı anda olmuştu. Vücudum dengesini kaybetti ve yere yığıldım. Göremiyordum, görüşüm buğulanmıştı adeta. İçimden dışarıya kanımın çıktığını hissetmiştim. Bir silah sesi daha duymuştum. Her şey bir anda gelişmişti. Yavaş yavaş hayatım ellerimin altından kaymıştı.

(Visited 45 times, 1 visits today)