Yıl 2050

Başlamadan önce Kevin Costner’ın oynadığı 1997 yapımı The Postman (Haberci) filminin senaristi David Brin’in kehanetlerine bir göz atalım.

Fas’ın başkenti olan  “Rabat”ın nasıl bir yer olabileceğine dair uzun bir süre kafa yormuş birisi kendisi.Ve şöyle diyor: “Eğer hayatın kimyasal formülüne bakarsanız Oksijen, Nitrojen ve Hidrojen gibi elementlerden oluştuğunu görürsünüz ve bunlar içerisinde en nadir bulunanı fosfordur.” Fosforu gübre olarak kullanıp bitkilerimizi besleriz. Dünyanın en büyük fosfor depolarının bulunduğu iki şehir var: Florida ve Fas. Fakat gelecekte önce Florida’daki rezervler tükenecek. Dolayısıyla geleceği düşünürken, bir zamanlar petrole sahip Arap ülkelerinin zenginliğinin bu kez fosfora sahip Fas’a geçeceğini hayal ettiğini söylüyor. Yani Fas, Afrika’nın Wakanda’sı haline geliyor. Başkent Rabat ,teknolojik açıdan, dünyanın en gelişmiş merkezlerinden biri oluyor. Ünlü deniz araştırmacısı Jacques-Yves’in adını verdikleri bir su altı kenti inşa ediyorlar. Yani Atlantis’i bir efsane olmaktan çıkartıyorlar. Dünyanın dört bir tarafından gelen bilim insanları bu kentte yaşamaya başlayarak okyanus kaynaklarını ve nadir bulunan elementleri ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. 22 Nisan 2050’de alınan BM kararıyla tüm dünyada madencilik ve bunun gibi kirliliğe yol açan faaliyetler durduruluyor. Çünkü artık gök taşları ve asteroidlerden elde edilen ham maddeler herkes için yeterli seviyeye ulaşmış durumda. Dünya rengarenk bir büyük bahçeye dönüşmeye başlıyor. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine… Masal gibi optimistik bir gelecek senaryosundan bahsetmiş Bay David.

Onun dışında 2030 yılında kablosuz elektrik yaygınlaşacak öngörüsünde bulunulmuş. Dolayısıyla karmaşık kablo yığınlarından kurtulabiliriz. Bu dairedeki tüm elektrikli aletler enerjisini şu tavanda gördüğünüz cihazdan alıyor. Normal yazıcılar yerine 3 boyutlu yazıcılar artık hemen her evde var. Geleneksel TV yayıncılığı artık tümüyle sona ermiş, bunu tahmin edebilmek zor değil. Kokuyla beslenebilmek mümkün hale gelmiş, bu ilginç bir öngörü. Böyle bir şey icat edilse bile insanlar ağzıyla yemek zevkinden kolay kolay vazgeçmeyeceklerdir diye düşünüyorum. Yıkamasanız da kokmayan çoraplar yapılmış. Nanoteknolojiyle bu da mümkün olabilir.

Şimdi aynı daireye bir de 2040 yılında uğrayalım. Ortam biraz daha genişlemiş gibi. Çünkü artık apartmanlardaki dolaplar mekanik olarak duvarların içine gömülüp, ihtiyaç halinde çağrılabiliyor. Buna benzer bir şeyi 5. Element filminde görmüştük sanki? Mutfak kısmında pek bir şey kalmamış, çünkü yemekleri robot hizmetçiler yapacak diye düşünülmüş. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insan psikolojisi pek değişmeyecek. Etrafında başka canlılara ihtiyaç duyacak. O yüzden bitkilerin ya da evcil hayvanların sayısı ve çeşitliliği de muhtemelen artacak. Bir yandan bunların yapay versiyonları, robotik hayvanlar üretilirken bir yandan da büyük hayvanların genlerinde yapılacak değişikliklerle onların evcil versiyonları da ortaya çıkabilir.

Nihayet 2050 yılına geldiğimizde aynı daire biraz daha minimal bir tasarıma kavuşmuş ve daha da geniş gözüküyor. Artık mutfakların %80’i robotlar tarafından işletiliyor. 20 yıl önce aynı dairede bir 3 boyutlu yazıcı vardı hatırlarsanız. Artık dolabınızın tamamı bir çeşit yazıcıya dönüşmüş durumda. Kıyafetlerinizi ya da ayakkabılarınızı üreticilerden yarı bitmiş olarak alıp evinizde kendi zevkinize uygun tamamlayabiliyorsunuz. Arkadaşlarınızla fiziksel olarak buluşmanıza da pek gerek kalmıyor çünkü onların gerçek boyutlu hologramlarıyla dilediğiniz zaman dilediğiniz yerde görüşebiliyorsunuz.

30 yıl sonra hayatımızda gerçekten çok büyük değişiklikler olacak diye düşünüyorum. Hayatın bazı yerlerinde. Öte yandan bazı şeyler de çok daha yavaş değişiyor. Yani zamanda yolculuk yapabilsek gelecekte bizi şaşırtacak şeyler sadece icat edilen yenilikler olmayacak. Özellikle insana ait bazı şeylerin nasıl olup da hala değişmediği bizi daha çok şaşırtacak!

(Visited 164 times, 1 visits today)