Zıtlıkların Uyumlu Olduğu Yer

Hiç denizle bütünleştiğinizi fakat ıslanmadığınızı, sırtınızı ısıtan güneşle yanmadığınızı ve yüzünüze dokunan rüzgarla serinlediğinizi hissettiğiniz anlar oldu mu? Benim oldu. Ülkemizden başka bir yerde değil, işte o zıtlıkları içinde barındıran inanılmaz yer, kışın turistlerin rahat bıraktığı koylardan bir tanesi. Ocak ayında olmamıza rağmen soğuktan eser yok. Sadece içinde kendimizi bulduğumuz deniz sesi ve biz.

Bu sıra dışı koy, Bodrum’da Gümüşlük adında bir koy. Bu koya da restoran ticareti ulaşmış ama restoran kendi halinde salaş bir sahil balıkçısı. Doğaya hiçbir zararı yok. Sahil balıkçısı, kumun üstüne tahtadan masa sandalye koymuş, aydınlatma için ağaçtan ağaca lambalar geçirmiş, böylece egzotik bir hava vermişti. Balıkçının yemekleri aynı bulunduğu yer gibi eşsiz, karın ve göz doyurucuydu. Hani insanlar emekli olduklarında bir tane sahil kasabasında denizin dibinde ve müstakil bir evde geri kalan yaşamlarını geçirmek istediklerini söylerler ya ve siz de sahil kasabası ve emeklilik denince durgun suyun yanında hamakta ağaç gölgesinin altında naneli limonunuzu yudumlarken ve deniz sesini dinlerken hayal edersiniz kendinizi.

Su o kadar berrak ki sanki hiç el değmemiş. Dibindeki renkli renkli taşları bile tüm detaylarıyla görebiliyordunuz. Biz bu suya girmeden duramadık. Babam, ben ve dayım ayakları sıvadık yürüdük suya… Koy boyunca sahilde yürüdük yürüdük. Bir denize attık adımımızı bir kuma bastık. Suyun içinde güreşen iki yengeçle bile karşılaştık. İlk başta su soğuk gelmişti fakat deniz bizim üşümemize dayanamadı ve bizi misafir kabul edip ısıttı.

bodrum gümüşlük kışın ile ilgili görsel sonucu

Öğlenden sonra güneş, koyun karşısındaki tavşan adasının arkasına düştü. Güneşin kızıl ışıklarıyla denizin bütünleşmesi bir renk cümbüşünü ortaya çıkardı. Bu manzara bilgisayarıma duvar ekranı olmaya değer bir görüntüydü. Sanki gökyüzündeki renkler gerçek değil de ütopikti, farklı bir diyardan gelen ışıkların yansıması gibiydi. Güneşin batışıyla hem yüreğim kıpır kıpır etti hem de içim burkuldu. Adanın arkasından göz kırpan güneş bana ne kadar şanslı olduğumu anlatıyordu. Bu eşi benzeri görülmemiş ve rastgele renklerle boyanmış gökyüzünü görmek bir lütuftu. Ancak güneşin batışıyla bu harikalar diyarının karanlıklara gömüleceğini anlamak, ister istemez anın tadını kaçırmıştı.

İlgili resim

Her şeye rağmen kendimi yenilenmiş ve farklı hissettim. Öyle özel hissettim ki bu koy sanki sadece benim için yapılmıştı. Bana insanoğlunun açgözlülükle yok etmediği yerlerin hala var olduğunu gösterdi. El değmemiş doğanın ne kadar muhteşem olduğu ve aslında her şeyi ile mükemmel olan yerlerin olduğunu idrak ettim. Mutsuz olmak için hiçbir neden yoktu. Düşünüp kafa yoracak hiçbir sorun yoktu. Ben Gümüşlük’ten öyle büyülendim ki her aklıma geldiğinde o anları yaşıyor, kendimi özgür ve doğal hissediyorum.

İlgili resim

Suyun, dibi görülebilecek kadar berrak olması, rüzgarın tenimizi okşaması, güneşin bedenimizi ısıtması ve denizin bizimle konuşması beni her gün uyuduğum, yemek yediğim, ailemle yaşadığım Ankara’daki evimden daha çok kendimi evimde hissettirdi. Bu doğal güzelliğe gönülden bağlandım. Burası o kadar doğal, saf ve dünyanın bütün o karmaşasından o kadar uzak bir yerdi ki, sanki bütün ömrümü bu benzersiz koyda geçirmiştim. Bu deneyim unutulmazdı. Sizin de mutlaka kışın, Ocak ayında, özellikle dönem sonu tatilinde, ya da tükenmiş ve baskı altında hissettiğiniz anlarda Gümüşlük koyuna gitmenizi, denizin içindeki masalarda öğle yemeği yemenizi ve çıplak ayalarınızla kıyı boyunca yürümenizi tavsiye ederim. Sadece oranın denizini, balığını, güneşini, gökyüzünü, kumunu ve yengeçlerini düşünün. Tatiliniz bittiğinde bambaşka biri olacaksınız. Kendi içindeki sizi bulacak ve bakış açınızı değiştireceksiniz. Zıtlıkların uyumlu olduğu yer sizi kendinize getirecek.

 

(Visited 84 times, 1 visits today)