Otobüsten indiğimde hava beklediğimden çok daha karanlıktı. Sokak lambasının altına durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve bir anda ışıklar kesildi. Teknik arızalar yaşanabilirdi ancak bütün şehrin elektriğinin gitmesi hiç de normal bir durum gibi değildi. Etrafa baktığımda, az önce tam karşıda olan bakkalın artık evimin önünde olmadığını fark ettim ve birkaç saniye önce duyulan araba sesleri tamamen kesilmişti.
Apartmana doğru döndüğümde, apartmanın yerini anlamsız bir boşluğun aldığını gördüm. Etraf betonla kaplıydı ancak apartmanın bulunduğu yer kapkaranlıktı. “Rüya görüyor olmalıyım.” diye düşündüm. Ürpertici olan ise her şeyin fazlasıyla gerçek görünmesiydi. Biraz yürüyerek ışık olan bir yer bulmaya çalıştım fakat tek bir yaşam belirtisi bile yoktu. Sesler tamamen kesilmişti, yalnızca yakınlardan gelen ürpertici bir uğultu duyuluyordu.
Kaldırımın kenarına oturup kara kara düşünmeye başladım. Herkes nerede? Tam bu sırada uğultu daha da artmaya başladı ve yanımda bir araba belirdi. Arabanın içinde oturan kişi annemdi. Oysa annem şu anda Türkiye’de değildi ve üç ay sonra dönecekti. Acaba bu bir tür sürpriz miydi? “Anne,” dedim sessizce. “Efendim?” diye bir ses tam arkamdan yankılandı. Arkama döndüğümde annem oradaydı. O hâlde arabadaki kimdi?
Tekrar arabaya baktığımda, araba ortadan kaybolmuştu. Annem bana “Koş ve bu mahalleden uzaklaş!” diye bağırdı. Onu dinledim ve nereye gittiğimi bilmeden yaklaşık on dakika boyunca boşluğa doğru koştum. Karşıma kocaman bir kapı çıktı ve kendimi içeri attım. Gözlerim dolu dolu kapıyı açtığımda, arkasında odam vardı. Yatağıma atladım ve yorganın altına girdim. Uyudum.
Uyandığımda mahallemizde, bizim ev dışında tüm evlerin yıkık dökük olduğunu gördüm. Tam o sırada babam odaya girdi ve gece bir deprem yaşandığını, bu yüzden birçok binanın yıkıldığını söyledi.
Öyleyse yaşadıklarımın hepsi bir rüya mıydı?
