Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve arkamı döndüğümde otobüs çoktan kaybolmuştu. Şoför resmen yolun ortasında durup beni sokağın ortasına fırlattı. Neye uğradığıma şaşırmıştım. Ben de yaşadığım şeylere rağmen “Neyse.” deyip yoluma devam ettim.
Yürürken durakta duran bir otobüs gözüme çarptı, ben de daha dikkatli bakmak için otobüse doğru yürümeye başladım. Otobüsün yanına geldiğimde bir şey dikkatimi çekti. O poster, az önce şoför tarafından sokağın ortasına atıldığım otobüste de vardı. Bunun sadece bir rastlantı olduğunu varsayarak yoluma devam ettim.
Otobüsle gitmeye çalıştığım AVM’ye de yaklaşıyordum. Tam AVM’nin karşısındayken ben yoldan geçerken aynı otobüs bir anda önüme kırdı, neredeyse bana çarpacaktı! Bu üçüncüydü. Ben de “Artık yeter!” deyip otobüse kızgın bir şekilde yöneldim. Şoför koltuğuna baktığımda şoför koltuğunda şoför bile yoktu! Herkes hiçbir şey olmamış gibi davranıp bana tuhaf bir şekilde bakıyordu.
Ben de sinirle otobüsün plakasını almaya gidecekken yaşlı bir amca kolumu tuttu. Ona baktığımda kafasını 360 derece döndürüp bana korkunç bir şekilde baktı. Beni kendisine doğru çekerken bir anda yataktan fırladım. Hepsinin rüya olduğunu anladığımda rahatladım.
