İnsan gerçekten özgür müdür, yoksa yaptığı seçimler farkında olmadığı görünmez sınırlar tarafından mı şekillendirilir? Bu soru, felsefeden sosyolojiye, psikolojiden gündelik hayata kadar uzanan oldukça derin bir tartışmayı beraberinde getirir. Günlük yaşamımıza yakından baktığımızda, özgür olduğumuzu düşünsek bile seçimlerimizin pek çoğunun çeşitli etkenler tarafından yönlendirildiğini fark ederiz.
Öncelikle bireyin doğduğu aile ve çevre, özgürlük algısını ciddi bir şekilde etkiler. Mesela bir meslek seçimini ele alalım. Teoride herkes istediği mesleği seçmekte özgürdür ancak pratikte ekonomik durum, ailenin beklentileri, yaşanılan şehir. coğrafya, siyasi durum ve hatta kültürel değerler bu kararı sınırlar. Maddi imkânları kısıtlı bir ailede büyüyen bir birey, hayalindeki mesleği değil, daha kısa sürede gelir sağlayacak bir işi tercih etmek zorunda kalabilir. Bu durumda seçim yapılmıştır, ancak bu seçim mutlak bir özgürlüğün ürünü değildir.
Benzer şekilde tüketim alışkanlıklarımız da görünmez sınırların etkisini açıkça gösterir. Marketten aldığımız ürünlerin “kendi isteğimizle” seçildiğini düşünürüz. Oysa reklamlar, sosyal medya trendleri ve toplumun dayattığı yaşam tarzları kararlarımızı büyük ölçüde etkiler. Bu aslında büyük şirket ve markaların belirli ürünleri bizim etrafımızda bir görselini bulundurarak bilinçaltımızı kontrol etmesidir. Bir telefon modeli, bir kıyafet markası ya da bir kahve zinciri çoğu zaman gerçek bir ihtiyaçtan ziyade, ait olma isteğinin ve sosyal onay arzusunun sonucudur. Burada özgürlük, yönlendirilmiş bir tercihe dönüşür.
Öte yandan insanın tamamen özgür olmadığını söylemek de eksik bir bakış açısı olur. Çünkü birey, bu sınırların farkına vardığı ölçüde onlara karşı durma gücüne sahiptir. Örneğin toplumun “başarılı” olarak tanımladığı hayat kalıplarını reddedip daha sade bir yaşamı seçen insanlar vardır. Yüksek maaşlı ama mutsuz eden bir işi bırakıp daha anlamlı bulduğu bir yola giren bireyler, özgürlüğün mutlak olmasa bile mümkün olduğunu gösterir.
Günlük hayatta özgürlük, siyah ya da beyaz bir kavramdan çok gri bir alana benzer. İnsan ne tamamen zincirlerinden arınmıştır ne de tamamen kukla gibidir. Seçimlerimiz; biyolojik yapımız, geçmiş deneyimlerimiz, içinde yaşadığımız sistem ve duygusal ihtiyaçlarımız tarafından şekillenir. Ancak tüm bu etkenlere rağmen düşünme, sorgulama ve alternatif yaratma kapasitemiz bize belli bir hareket alanı tanır.
Sonuç olarak insan, mutlak anlamda özgür değildir; fakat bütünüyle tutsak da değildir. Özgürlük, verilen seçenekler arasından bilinçli tercihler yapabilme ve bu seçenekleri zamanla genişletebilme çabasında gizlidir. Günlük hayatta özgürlüğümüzü artırmanın yolu ise, görünmez sınırların farkına varmak ve mümkün olduğunca bilinçli seçimler yapmaktan geçer.
