İnsanlar bir gün içinde birçok farklı duygu yaşar. Her biri, insanın hayatında başka bir anlam taşır. Belki de bu yüzden duyguları çoğu zaman renklerle ifade ederiz. Bazen bir duyguyu yaşarken gerçekten o rengi hissederiz.
Üniversite için ülkemi bırakıp başka bir yere taşındım. Şimdi Krenada adlı bir şehirde yaşıyorum. Buraya ilk geldiğimde her şeyin alıştığımdan farklı olduğunu fark etmiştim ama zamanla düşündüm; zaten değişmeyen ne var ki?
Üniversiteye başladığım ilk gün içimde yoğun bir heyecan vardı fakat kaygı bu heyecanın üzerine gölge düşürüyordu. Tam o sırada etrafı kahverengi ve tonlarında görmeye başladım. Heyecanım arttıkça kahverengi daha da koyulaşıyor, sanki tüm şehri kaplıyordu.
Gün içinde yeni insanlarla tanışıp kahkahalar attıkça manzara değişti. Etraf bir anda parlak sarıya büründü. Sanki güneş sadece bizim için doğmuştu. O an anladım ki bu şehirde duygular renklerle görünür hâle geliyordu.
Krenada olağanüstü bir yerdi. İnsanlar hangi duyguyu yaşıyorsa o renge bürünüyordu. Üstelik herkes için renklerin anlamı aynı değildi. Kimi için yeşil mutluluğu simgelerken bir başkası için tiksintiyi temsil edebiliyordu ancak herkesin ortak bir noktası vardı: Karamsarlık. Bir kişi umutsuzluğa kapıldığında şehir siyaha bürünürdü ve bu siyah, mutluyken asla ortaya çıkmazdı.
Buraya taşınmadan önce renklerin hayatımda özel bir yeri yoktu ama şimdi renkler, duygularımın aynası gibi. Hangi ruh hâlindeysem şehir de onu yansıtıyor. Belki de asıl değişen şehir değilimdir. Belki değişen duygularımı fark etme biçimimdir.Artık biliyorum: Duygular sadece hissedilmez, bazen görülür de ve bazı şehirler, insanın iç dünyasını dışarıya boyar.
