Bir akşam okuldan eve dönerken bir baloncu ile karşılaştım. Ondan kırmızı ve parlak bir balon aldım ve yoluma devam ettim. Yolda yürürken kenardaki bankta altı yaşlarında bir kız çocuğunun hıçkırarak ağladığını gördüm. Etrafına mavi bir ışık yayılıyordu. Mavi renk üzüntü anlamına gelirdi. Onun ağlamasına dayanamadım. Yanına gidip gülümseyerek elimdeki balonu uzattım. Balonu ürkek hareketlerle aldı ve hıçkırıkları bir anlığına durdu. Etrafındaki mavi ışık yavaş yavaş sıcak bir sarıya dönüşmeye başladı.
Küçük bir çocuğu mutlu etmenin verdiği huzurla yoluma devam ettim. Tam eve varmıştım ki yan komşumun evinden mor ışıklar yükseldiğini gördüm. Eve girmekten vazgeçip onun kapısına yöneldim. Önemli sınavlara hazırlandığını biliyordum. Mor renk yoğun kaygıyı temsil ederdi. Bu yüzden gördüğüm manzara beni endişelendirdi.
Komşum genç bir üniversite öğrencisiydi ve tek başına yaşıyordu. Sık sık onu ziyaret eder hâlini hatırını sorardım. Kapısını çaldım. Kapıyı açtığında dışarıdakinden daha yoğun bir mor ışık beni karşıladı. Dağınık topuzu, bilgisayara uzun süre bakmaktan kızarmış gözleri ve parmaklarındaki kalem izleri bu kaygının sebebini açıkça gösteriyordu.
Neden geldiğimi anlamıştı. Etrafındaki mor ışığın farkında olmamak neredeyse imkânsızdı. Beni buruk bir gülümsemeyle içeri aldı. Evde yoğun bir kahve ve kâğıt kokusu vardı. Ders kitapları ve not defterleri etrafa dağılmıştı. Dağınıklık için özür dileyip beni koltuğa davet etti. Uzun uzun sınav stresi hakkında konuştuk. Ardından evi toparlamasına yardım ettim. Sonrasında müsaade isteyerek kendi evime döndüm. Eve vardığımda onun penceresinden süzülen narin beyaz ışığı gördüm. İçim rahatladı ve kendi kendime gülümsedim.
