Bir gün okulda çok ilginç bir şey fark ettim. Güneş ışığı arkadaşlarımın yüzüne vurduğunda, sanki etraflarında parlayan ışıklar görüyordum. Doğaya baktığımda da aynı ışıklar vardı. Bu durum hem hoşuma gitmiş hem de beni şaşırtmıştı. Kendi kendime “Acaba herkes benim gördüğüm gibi mi görüyor?” diye düşündüm.
Anneme baktığımda bana nazikçe gülümsüyordu. Sanki bir şeyleri anlamış gibiydi. Ancak dikkatlice izlediğimde, ışıkları sadece benim gördüğümü fark ettim. Başkaları normal davranıyordu. Bu durumun bana özel olduğunu anladım.
Bir arkadaşım yanıma gelip benimle konuşmak istedi. Onu dinlerken hâlâ gördüğüm ışıkları düşünüyordum. Sanki insanların duyguları bu ışıklarla görünür hâle geliyordu. İçimden “Belki de insanlar birbirlerinin duygularını aslında hissedebiliyordur.” diye geçirdim.
Tam o sırada annemin sesiyle uyandım: “Hadi kalk, geç kalıyorsun!” Gözlerimi açtığımda her şeyin bir rüya olduğunu anladım. Ama bu rüya bana önemli bir şey düşündürdü: Gerçek hayatta ışıkları göremesek bile, dikkat edersek birbirimizin duygularını anlayabiliriz.
