Bir anda kimsenin sesini duyamaz oldum ancak hayvanların ne söylediğini anlayabiliyordum. Hafızam bulanıktı ve etrafımda bir sürü insan toplanmıştı ama sesler anlaşılmaz geliyordu. Son gücümle ayağa kalkıp ormana doğru kaçmaya başladım. Söylediklerinden hiçbir şey anlamıyordum. Kendimi bir ağaç köküne attım ve gözlerimi kapadım. O anda ne olduğunu hatırladım.
En son bir kulübedeydim. Ellerim, ayaklarım ve ağzım bağlıydı. Karşımda bir silüet vardı ve büyük ihtimalle bir cadındı. Kazanından bir şey çıkarıp bana içirdi. İçtiğim anda başımda bir patlama olmuş gibi hissettim. Kulaklarım çınladı ve yerde kıvranmaya başladım. O sırada bir oduncu birkaç kişiyle birlikte içeri girdi ve beni kurtardı. Başım hâlâ çok kötü ağrıyordu ve sesler anlamsız geliyordu.
Bunları düşünürken bir ses duydum. Kendi kendime sağır olmadığımı düşündüm. Yavaşça başımı çevirdiğimde bir kunduz gördüm. Onu görmemle donup kalmam bir oldu. Az önce bir kunduz bana iyi olup olmadığımı sormuştu. Yavaşça başımı çevirip hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştım. Ancak o, bir anda kucağıma atlayınca kendimi tutamayıp çığlık attım. Bu sefer bütün hayvanlar bana bakmaya başladı.
Yakındaki bir ağaca yaslanıp elime bir dal aldım. Yavaşça “Ben sizi nasıl anlayabiliyorum?” diye sordum. Hayvanlar kendi aralarında konuşmaya başladı. Sonra kafasında küçük bir taç olan bir kunduz öne çıktı ve “Benim adım George, memeliler kralıyım. Senin adın ne?” diye sordu. Ben de yavaşça “Mabel” diye cevap verdim. O da arkasını dönüp diğer hayvanlara “Arkadaşımıza hoş geldin diyelim mi?” diye bağırdı.
Sonrasında bir ayı geldi ve beni sırtına aldı. “Nereye gidiyoruz?” diye George’a sordum. O da “Elbette Loca’ya” dedi. Yeni bir şey soracakken ağzımı kapattı ve orada görmem gerektiğini söyledi. Beni ormanın daha önce hiç görmediğim bir bölümüne götürdü. Ortasında kocaman bir kunduz göleti vardı. Hayranlıkla etrafa baktım. Hayvanların böyle düzenli bir yaşam kurabileceği hiç aklıma gelmezdi.
George beni Loca’nın tepesine çıkarıp “Hoş geldin Mabel” diye bağırdı. Ona baktım, o da bana yumuşakça başını salladı. Bana dönüp “Sonuçta her zaman bir kişi daha için yer vardır” dedi. Ona gülümsedim, o da bana gülümsedi.