22.yüzyılın başlarında teknolojinin insan aklını geride bıraktığı zamanda bir casus olarak çalışmaktan başka şansım yoktu. Ailem 2027’de düşmüş İran hükümeti liderleri arasındaydı. Amerika vasalı olduğumuzdan beri tüm liderler ve soyundakiler hakkında idam kararı çıkmasına rağmen ailem kendisi gizlemişti. Keşke gelecektete gizlemek isteselerdi de ben de arkadaşlarım gibi Amerikan mandası olan İranda hayatını yaşayan bir genç olsaydım. Eski İran hükümeti Amerikan mandası İran’ın yanına dahi yaklaşamaz. Ekononomiz, yaşam şartlarımız neredeyse her şeyimiz dünyada en yüksek düzeylerde. Ailemin baskısı nedeniyle vasal hükümetine sızıp ikinci bir İslami devrim yapmak zorundaydım. Hiç istemiyordum. Aileme hükümete sızmış bir casus olarak tanıttım kendimi. Aslında sadece devlet memuru bir adamdım. Ailem çok otoriter olduğu için onlara karşı gelemiyordum. Lakin o güne kadar.
Ailem benden gizli arşivlere erişmek için şifre istemişti. Dayanamadım, ben casus olmak istemiyordum. Bağırdım çağırdım. Ailemin dediği hiçbir şeyi ciddiye almadım. Onlara rest çektim ve eşimle birlikte kaldığımız eve gittim. Ailem zaten yaşlanmıştı ağlamaklı gözlerle baktılar bana. Umurumda değildi. Zaten casus falan olamazdım bu devirde. İnsanların suç işleme veya ihanet etme potansiyelini engellemek için dünyadaki tüm aynalar akıllı aynalar ile değiştireli onlarca yıl geçti. Geçiyorum aynanın başına bakıyorum aynaya gördüğüm tek şey vasıfsız, ortalama bir memur kişiliği. Hani bakıyorum kendime hayrım yok. Çocuğum yeni doğmuş ben casusluklamı uğraşacağım. Söylendim durdum. Aradab aylar geçmişti artık ailem tercihimi kabul etmişti ve aramız düzelmişti. Her daim aklımda kalmıştı ama ailemin neden bu kadar İslamcı olduğu. İş yerinde her gün aynada kontrolümüz yapılırdı o yüzden her ay en az 1 kişinin kovulduğu na şahit oluyordum lakin bana hiçbir şey olmuyordu. Bu saf ve güvenilir kişiliğim beni çok göz önünde tutuyordu. En sonunda beklemediğim şekilde çok yüksek bir terfi aldım. Artık devlet yetkilisi düzeyinde çalışıyordum benim için hayalinde ötesindeydi bu. Terfi ala ala yükseliyordum. Gerçekleri henüz bilmediğim için aynadaki kişiliğim herkese güven veriyordu. Emekliliğime yakınken ailemin casus olmamı istediği rütbeye çoktan ulaşmıştım. Artık ailemde hayatta değil benimde casus olmak gibi bir amacım yok. Cumhurbaşkanı ile hatta Amerikan cumhurbaşkanı ile dahi görüşebilecek rütbedeyim. Tüm arşivler benim elimin altında. Bir gün canım sıkılmışken eski İran arşivlerini okuyordum. Kadınların zorla kapatılması, insan haklarının hiçe sayılması ve bir çok salak saçma yasa. Lakin savaş arşivlerine geldiğimde arşivlerin başından kalkamadım. O gün yıllık izin isteyip usb belleğime attığım tüm arşivleri yıllık iznim boyunca okudum. Eşime ve çocuğuma psikolojimin bozuk olduğu söyledim, inandılar.
İran hükümeti belki kötüydü ama Amerikalılar bizi kandırmış. Onlar barışı getirmemiş. Milyonlarca insanı kadın, çocuk farketmeden öldürmüşler. Okulları bombalamışlar. İslamı yaşamalarını engellemişler. Ben Müslüman değildim. Okulda bize hep teroristlerin dini olarak anlatılmıştı. Lakin kendi karaborsada orijinal bir Kuran-ı Kerim getirdim evime. Okudum inceledim. Bize veridkleri kitaptan çok daha farklıydı o kadar etkilendim ki kitap bittiği gece müslüman oldum. Yıllık iznim bitene kadar odamdan çıkmadım eşim artık polisi arayacaktı onu zor ikna ediyordum. İş yerime döndüğümde ayna kontrolünden geçecektim. Bu sefer içimde şüpheler vardı ama çaktırmamam gerekiyordu. Lakin o aynaya baktığım an kişiliğimi görmemiştim. Yıllar önce öldürülen İran liderini gördüm ve oracıkta tutuklanıp sorguya çekildim. Kişilik özelliklerim eski liderle birebir aynıydı ve beni bir tehdit görüp öldürmek istediler. Bunu öğrendiğim an hızlıca kaçtım. Diğer polisler idam emrini bilmediği için bir yalan sıktım ve beni güvenliklerle evime bıraktılar. Onların gözünde hala yetkiliydim. Karımı ve çocuğumu alıp azerbaycana kaçtım. Yoldayken aldığım bir haberde ölümü getirene devletin 1 milyon dolar vereceğini duydum. Ama artık azerbaycandayım ve burası güvenli son kalan ömrümü burada geçireceğim.