Bir Günlüğüne Başka Hayatlar

Sabah daha tam aydınlanmamıştı, şehrin üstünü ince bir sis tabakası sarmıştı. Ama bu sabah, diğerlerinden apayrıydı. Sanki herkes bir tiyatronun parçası olmuştu: Herkes, yıllardır yaptığı işi bırakıp bambaşka bir role bürünmüştü. Sokaklara adım attığımda, o bildiğim sabah koşuşturması ve korna sesleri gitmiş, yerini tuhaf bir coşku ve kahkahalarla dolu bir uğultu almıştı. Ben de bu alışılmadık günün meraklı bir seyircisi olarak, olup biteni izliyordum.

Bizim mahallenin bakkalı Mustafa amca, o sabah gömleğini özenle ütüleyip bir sınıfın kapısından içeri girmişti. Genelde elinde terazisi, raflar arasında dolaşan Mustafa amcayı, bu kez kara tahtanın önünde, ciddi ciddi harfleri anlatırken görmek başta herkesi şaşırttı. Çocuklar sırayla önünde oturmuş, yeni harfleri öğrenmeye çabalıyordu. Ama Mustafa amca, her yeni kelimede ‘bunu bakkalda şöyle kullanırız’ diye bir anısını anlatmadan geçemiyordu. Çocuklar, bu hikâyelerle kahkahalara boğuluyor, dersler uzadıkça uzuyordu; ama herkes çok mutluydu.

Çarşının kasabında ise bambaşka bir tablo vardı. Normalde müzik öğretmeni olan Ayşe Hanım, sabah kasap önlüğünü giyip tezgâhın arkasına geçmişti. Bir elinde bıçak, diğerinde et, kafasında ise sürekli bir melodi… Kendi kendine, “Eti kemikten ayırmak, do majör akoru basmak gibiymiş,” diye mırıldanıyordu. Kasaba uğrayanlar, alışverişin tam ortasında kısa bir keman resitaliyle karşılaşınca şaşkınlıklarını gizleyemiyordu. Ayşe Hanım’ın kasaplık macerası, hem kendisi hem de müşterileri için unutulmaz bir anıya dönüştü.

Belediye başkanı ise o gün kargo dağıtıcısıydı. Elinde koca bir posta çuvalı, sokak sokak dolaşıp paketleri teslim ediyordu. Bazen yanlış eve paket bırakınca, komşular arasında beklenmedik sürprizler yaşanıyor, insanlar uzun zamandır hissetmedikleri sıcak bir mahalle havasını tadıyordu. Belediye başkanı, her kapıda hal hatır sorunca herkesin yüzünde bir tebessüm beliriyordu.

Hastanede ise işler tamamen değişmişti. Doktorlar ve hemşireler bir günlüğüne kütüphaneci olmuş, kitap raflarında kaybolmuşlardı. Hastalar ise hayvan barınağında gönüllüydü. Başta biraz tedirgin olsalar da köpeklerle gezintiye çıkıp kedileri beslerken yüzlerinde kocaman bir gülümseme vardı. Barınaktaki hayvanlar da bu ilgiden çok memnundu.

Fırıncı Hasan Usta ise bugün itfaiyeci olmuştu. Hamur yoğurmak yerine yangın hortumu taşımak ona başta tuhaf gelse de, arkadaşlarıyla yaptığı tatbikatı komşular pencerelerden alkışladı. O gün fırında ise bir ressam ekmek pişiriyordu; çıkan ekmekler adeta bir sanat eseriydi.

Akşam çökerken şehir tekrar sessizliğe büründü. Herkesin gözlerinde yeni bir ışık, yüzlerinde ise hoş bir yorgunluk vardı. O gün boyunca farklı meslekleri deneyimlemenin ne kadar eğlenceli ve öğretici olduğunu uzun uzun konuştular. Belki de bu olağanüstü gün, insanlara empatiyi ve birbirine saygının değerini yeniden hatırlattı.

(Visited 2 times, 1 visits today)