Sabah uyandığımda ilk başta her şey normal gibiydi ama pencereyi açar açmaz bir gariplik olduğunu anladım. Sokaktan gelen sesler farklıydı, insanlar telaşlıydı ama aynı zamanda tuhaf bir heyecan da vardı. Çünkü bugün o gündü: herkesin mesleğini değiştirdiği gün. Açıkçası biraz olsun heyecanlanmamış olduğumu söylesem yalan olurdu.
Dışarı çıktığımda olanları daha net görmeye başladım. Her gün simit aldığım fırına uğradım mesela. Ama içeride tanıdık fırıncı abi yerine beyaz önlüklü bir doktor vardı. Hamuru yoğurmaya çalışıyordu ama pek başarılı olduğu söylenemezdi. Un her yere bulaşmıştı, tepsiler yamuk yumuktu. Bir müşteri “İki simit alabilir miyim?” dediğinde adamın yüzündeki panik ifadesi gerçekten görülmeye değerdi. O an hem komikti hem de biraz acıdım açıkçası. Adamcağız resmen bana yardım edin diye bağırıyordu.
Yola devam ederken trafikte daha büyük bir kaos vardı. Normalde sakin olan kavşakta arabalar birbirine girmiş gibiydi. Çünkü trafik polislerinin yerinde öğretmenler vardı. Ellerinde düdüklerle bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı ama belli ki alışık değillerdi. Birine geç işareti veriyorlar, diğerine dur demeyi unutuyorlardı. Hatta bir tanesi refleks olarak “Çocuklar sessiz olun!” diye bağırdı, o an istemsizce güldüm.
En tuhaf yerlerden biri hastaneydi. İçeri girdiğimde doktor koltuğunda bir aşçı oturuyordu. Ciddi görünmeye çalışıyordu ama sürekli yemek örnekleri veriyordu. Bir hastaya “bence sana iyi gelecek şey sıcak bir çorba” dediğini duydum. Gerçek doktorlar ise mutfakta yemek yapıyormuş, ama hastane yemeklerinin neden o gün bu kadar kötü olduğu buradan belli oluyordu. Sadece hastane değil, bütün restoranlarda durum böyleydi.
Okula uğradığımda ise işler daha da ilginçti. Öğrenciler öğretmen olmuştu. Tahtaya bir şeyler yazmaya çalışıyorlardı ama çoğu ne anlatacağını unutuyordu. Bazıları ise fırsatı bulmuşken saçma sapan kurallar koyuyordu. Arkada oturan öğretmenlerin yüzündeki ifade çok ilginçti; hem eğleniyorlar hem de zor işmiş der gibi bakıyorlardı.
Gün boyunca gördüğüm her şey biraz komik, biraz da düşündürücüydü. Akşam olduğunda şehirde garip bir sakinlik vardı. Herkes yorulmuştu ama aynı zamanda bir şey öğrenmiş gibiydi. İnsanlar kendi işlerinin aslında ne kadar zor olduğunu fark etmişti. Belki de en önemlisi, başkalarının yaptığı işe karşı daha fazla saygı duymaya başlamışlardı.
Bugün bana şunu öğretti: dışarıdan bakınca kolay gibi görünen hiçbir iş aslında o kadar basit değil. Herkes kendi yerinde bir şekilde gerekli. Bunu anlamak için bazen böyle tuhaf bir gün yaşamaya bile gerek varmış gibi geliyor aslında.