Aynada Gördüğüm

Aynaya tekrar tekrar bakıyordum. Gördüğüm bir yabancı değildi. Aksine, ilk defa kendimi bu kadar net bir şekilde görüyordum. İçime gömdüğüm, kendimden bile sakındığım her özelliğim karşımda duruyordu. Saklaması daha kolay olduğu için düzeltmeye uğraşmadığım, zamanla benim benim bile unuttuğum.

İnsanlar dış görünüşlerine ne kadar kafa takıyorlardı. Ellerinde bile olmayan şeyleri düzeltmek için kendilerini bıçak altına yatırıyor, boyalar sürüyorlardı. Peki ama o boyalar içiniz kötüyse, nereye kadar sizi götürebilirdi? Bir gün o boyalar da artık akmaz mı? Herkes yapabileceklerinin sonuna geldiğinde, her şey eşitlendiğinde, günün sonunda bakılan insanın içi olmaz mı? Kapatacak bir şey kalmadığında yine biri başkasına sevgiyle bakar mı?

Aynaya tekrar baktım. Gözümden bir damla yaş aktı. Pişmanlığın yaşı, düzeltmesi daha zor diye karanlığıma gömdüklerimin yaşı, kendimi boyayarak geçirdiğim yılların verdiği yorgunluğun yaşı… O yaş önce kalbime dokundu. Hiçbir şeyin hissettiremediği bir ferahlık hissettim önce.  Kendimi kabullenmenin, asıl iyi yönde değişmeye çabalamam gerekenlerin farkındalığının verdiği hafiflikle o yaş tüm vücuduma, ruhuma yayıldı. İçim iyileştikçe ne aldığım yaş, ne istemediğim kilolar… Hepsi anlamını yitirdi. İlk defa hem içten hem dıştan, tüm benliğimle, değişme ihtiyacı duymadan ben iyiyim dedim. Hayatım boyunca da bir daha ne aynalardan, ne insanlardan ne de kendimden kaçmadım.

(Visited 6 times, 1 visits today)