O yaz aslında diğer yazlardan farklı değildi. Annem, babam ve ben yeni yerler keşfetmek ve dinlenmek için tatile çıkmıştık. Kaldığımız otel diğerlerinden farklı olarak içinde birçok hayvan barındırıyordu. Biz hayvanları çok sevdiğimiz için bu oteli tercih etmiştik.
Sabah herkesten önce uyandım ve balkona çıktım. Ağaçlarda birçok kuş vardı ve aralarında keyifli keyifli sohbet ediyorlardı. Durun bir dakika… Aman Tanrım! Kuşların ne konuştuklarını anlayabiliyordum. Önce bir rüya sandım, gözlerimi ovuşturdum ama gerçekti; gerçekten ne konuştuklarını anlayabiliyordum.
Bu muhteşem olay karşısında heyecanlandım ve annem ile babamı hemen uyandırıp olanları anlatmalıydım. Onları heyecanla salladım ve olan biteni bir çırpıda anlattım. Ancak annem ve babam bana bir şeyler söylüyorlardı ama ben onları duyamıyordum. “Olamaz!” dedim; artık hayvanları anlayabiliyordum ama insanları duyamıyordum.
Hemen dışarı çıktım, annem ve babam da peşimden geldi. Kapıda bir kedi gördüm. Kedi, havanın çok sıcak olduğunu ve su bulamadığını söyledi. Ben de elimdeki küçük bardak suyu açarak yere koydum. Kedi içti ve bana teşekkür etti. O an, konuşamayan hayvanların sorunlarını çözebileceğimi fark ettim ve bu beni çok mutlu etti.
Daha fazla hayvana yardım etmeliydim. Bu yeteneğin bana verilmiş olması bir sebepten olmalıydı. En çok merak ettiğim hayvanlar deniz hayvanlarıydı; odaya doğru koşmaya başladım. Mayomu giyip denize girmeliydim. Annem ve babam yine peşimden geldiler; olanlara bir anlam vermeye çalışıyorlardı. Hızlıca mayomu giydim ve denize koştum.
Deniz gözlüğümü, şnorkelimi ve paletlerimi taktım. Yüzme kursuna gittiğim için iyi bir yüzücüydüm. Önce küçük balıklarla konuştum; onlar en çok deniz kirliğinden ve insanların denizlere attığı çöplerden şikayetçiydi. Onlara merak etmemelerini, arkadaşlarımla denizleri temizlemek için bir proje yürüttüğümüzü anlattım. Çok mutlu oldular ve teşekkür ettiler.
Ama artık derinlere gitmenin vakti gelmişti. Bir yunus gördüm; o çok üzgündü ve ağlıyordu. Yavrusunun insanlar tarafından yakalandığını, kaldığımız otelin “Yunus Parkı”nda tutulduğunu ve bu yüzden buradan ayrılamadığını söyledi. Onu çok özlediği her halinden belliydi. Annem zaten yunus parklarının kötü olduğunu ve hayvanların orada birçok sıkıntı yaşadığını anlatmıştı. Ona yavrusunu kurtaracağıma ve beni beklemesi gerektiğine söz verdim. Kıyıya döndüm.
Kıyıya döndüğümde bir gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım: İnsanları duyamıyordum. Derdimi anlatsam bile onların ne dediğini anlayamayacaktım. Bu yetenek muhteşemdi ama insanları duyamamak çaresizlik yaratıyordu. Bir yandan ağlıyor, bir yandan Yunus Parkı’na doğru koşuyordum. Tam o sırada hızla gelen bir bisiklet bana çarptı ve kendimi yerde buldum. Sanırım kafamı çarpmıştım.
Sonra bir anda annemin sesini duydum: “Derin, kızım, iyi misin?” Evet, artık insanları da duyabiliyordum! Hemen “Yunus Parkı’na gitmeliyiz!” dedim. Başından geçenleri anlattım ve otel yönetimi ile görüştük. Birlikten kuvvet doğmuştu. Yunuslar da yavrularına kavuşmak için bizi bekliyordu. Otel yönetimi tüm yunusları serbest bırakmaya karar verdi.
Başarmıştık! Yunuslar yavrularına kavuştu, ben de denize girdim. Anne yunus ve yavrusu o kadar mutluydular ki ben de sevinçten ağlıyordum. Yanıma yüzdüler ama artık onları anlayamıyordum; yine de bana teşekkür ettiklerini biliyordum.