Bilgi, kelime anlamı olarak insan aklının alabileceği gerçek, olgu ve ilkelerin tümüne verilen addır. Peki, biz insanlar gerçekten öğrendiğimiz her şeye anlam yükleyebiliyor muyuz yoksa internet isimli bilgi deryasında ve onun son ürünü olan yapay zekada aklımızı mı kaçırıyoruz?
2000’lerin başlarından itibaren evimize ve daha sonrasında cebimize kadar giren internet, insanların öğrenme algısını değiştirdi. Eskiden bir bilgi öğrenirken onu gerçekten, yani tam anlamıyla öğrenirdik; çünkü o bilgiyi edinmek için belki saatler, belki günler harcardık. Evlerimizde kalın kalın sözlükler, ansiklopediler olurdu. Bu yüzden insanların kafası gereksiz bilgilerle dolmazdı; öğreneceği şeyi yüzeysel değil, daha derinlemesine öğrenirdi.
Teknolojinin gelişmesiyle beraber hayatımıza internet ve bu interneti kullanabilmek için çeşitli arama motorları girdi. İnsanlar birkaç tıklamayla aradığı şeye ulaşabileceğini gördü. Yani kısaca bilgiye hızlı ulaşmaya başladık.
2020’lere geldiğimizde tüketici için yapay zeka motorları çıkmaya başladı. Artık bilgiyi hızlıca öğrendiğimiz yetmezmiş gibi, bir de üzerine konuşabilen, düşünebilen, insan zekasını modellemeye çalışan bir motor vardı. İnsanlar arama motorları yerine yapay zekaları kullanmaya başladı çünkü zaten bilgiyi internetten alıyordu, bir de üstüne düşünüp yorum yapabiliyordu. Bu teknoloji o kadar gelişti ki şu anda bu metni bir yapay zekanın mı yoksa insanın mı yazdığını anlamanız imkansızdır.
Bu gelişmeler insanı zamanla bilgi konusunda “obez” hale getirdi. Çünkü artık her yer ihtiyacımız olmayan bilgilerle dolu. Mesela dikey video keşfetinizde çıkan videolarda gördüğünüz şeyler hayatınızda muhtemelen bir veya iki defa başınıza gelecek ve bu bir sefer yüzünden kafanızda gereksiz bir bilgiyle yaşayacaksınız ya da yapay zeka sorduğunuz herhangi bir soruda bile, eğer bu bir konu hakkındaysa, muhtemelen en az iki paragraf ve bu paragrafları takip eden beş madde yazacaktır. Oysaki siz sadece evinize alacağınız ampul hakkında önemsiz bir soru sormuştunuz.
Bu durum bizi sadece bilgi obezi yapmıyor, aynı zamanda bilgiyi kavrama yeteneğimizi de düşürüyor. Çünkü tembelleşiyoruz; her ne kadar böyle eleştirel metinler yazsak da günümüzde kim bir bilgiyi evindeki kütüphanesinden buluyor? Bu rahatlık bizim hoşumuza gidiyor. Ayrıca hafızamızın bu kadar gereksiz bilgiyle şişmesi de kavrama yeteneğimizi düşürüyor.
Sonuç olarak, bilgiye ulaşma hızımız arttıkça onu anlama derinliğimizi yitiriyoruz. Eğer bu teknoloji ve yapay zeka çağında kendimizi kaybetmek istemiyorsak teknolojinin sunduğu hazır cevaplarla yetinmek yerine, zihnimizi yeniden derinlemesine düşünmeye, sorgulamaya ve gerçek bilgiyi aramaya zorlamalıyız.
