Bilinmeyen kapı

Gece boyunca garip rüyalar görmüştüm. Rüyamda karanlık bir ormanda koşuyor, arkamdan hızla artan ayak seslerinden kaçmaya çalışıyordum. Uzun bir süre koştum o derin, siyah boşluğa. Nefesim daraldığı an bir kapı belirmişti önümde. Tam kapıyı açacakken büyük bir gürültüyle uyandım. Hepsi bir rüya mıydı? Kalbim hızla atıyordu. Odam sessizdi ama etrafta tuhaf bir his vardı. Bu his, insanı gerebilecek kadar tuhaftı. Sanki rüyam bitmemişti.

Rüyamın içinde rüya mı görüyordum? Yatağımdan kalkıp etrafıma baktım. Saatim yerinde, raflar düzenli ve pencere her zamanki gibi güneş ışığıninni gözüme vurmasını sağlıyordu. Her şey yerli yerinde görünüyordu, ta ki odamın ortasında duran şeyi fark edene kadar. Daha önce olmayan, tozlu, ahşağ bir kapı… Kapının üzerinde anlayamadığım bir dilden yazılar ve çeşitli semboller vardı ve bunlar hafifçe parlıyorlardı. Latince miydi? Hayır. Okulda Latince az da olsa görmüştüm ve bu bilinmedik dil kesinlikle Latince değildi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken korkum ve gerginliğim hızla artıyordu. Bir süre olduğum yerde kalakaldım. Sonra yavaşça kapıya yaklaştım.

Elimi kapının koluna uzattığım anda içimde bir titreşim hissettim. İnsanı ürpertiyordu. Yine de kapıyı açmaktan vazgeçmedim. Kapıyı açar açmaz etrafımı parlak bir ışık kapladı. O kadar göz kamaştırıcı bir ışıktı ki birkaç saniye hiçbir şey göremedim. Işık kaybolduğunda gözümü açtım ve işte o an gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım.

Karşımda uçan adaların olduğu, gökyüzünde renkli kuşların süzüldüğü bambaşka bir dünya vardı. Yerde mor çimenler, gökyüzünde iki tane güneş vardı. Bü dünyada yalnız değildim. Yanıma yaklaşan uzun pelerinli bir adam bana gülümsedi ve buranın “Zamanlar Diyarı” olduğunu söylemedi. Aklım iyice karışmıştı. Sadece seçilen kişilerin buraya gelebildiğini, benim de bu kişilerden biri olduğumu anlattı. Buraya gelş amacının bu dünyayı yok edecek ölçüde olan karanlık güce karşı yardım etmek olduğunu söylediğinde biraz korktum ama aynı zamanda kendimi özel hissettim.

Birlikte uzun bir yolculuğa çıktık. Devasa dağları aştık, konuşan ağaçlarla dolu ormanlardan geçtik. Yol boyunca cesaretin, dostluğun, fedakarlığın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. En sonunda görevimi tamamlamayı başarabildim. Adam bundan sonra bana kendi dünyama geri dönmem gerektiğini söyledi. Bu macera bu kadar mıydı?

Gözlerimi tekrar açtığımda odamdaydım. Kapıdan eser yoktu, her şey eskisi gibiydi. Ama yaşadıklarım bir rüya olamayacak kadar gerçekçi hissettirmişti. O günden sonra anladım ki, bazen en büyük maceralar gözlerimizi kapattığımızda değil, cesaret ettiğimizde başlar.

(Visited 5 times, 1 visits today)