Bir sabah uyandığımda burnuma tuhaf bir koku geldi. Kokunun nereden geldiğini anlamak için yataktan kalktım ve evin içinde yürümeye başladım. Koku, mutfaktaki çöp kovasından geliyor gibiydi. Annemi uyandırdım. O da konuyu kesin bir şekilde ele alarak çöpü dışarıya bıraktı.
“Tabii,” dedi. “Akşam yaptığımız yemeklerin atıkları, kabukları, ne varsa çöpteydi. Ondan koktu herhalde,” dedi.
Sonrasında arka arkaya başka kokular geldi burnumuza. Tuvaletten de geliyordu sanki. Annem akşam yıkanmamı söylemişti ve saçım da kokuyordu. Korkuları gidermek için hepimiz evi temizledik ve temizlendik. Evi havalandırmak için camı açtık.
“Aman Allahım!” Bir anda arabadan çıkan egzoz kokuları, sokaktaki fırın ve restoranlardan gelen yemek kokuları, mahallenin kuaföründen gelen saç boyası kokuları, pazardaki balıkçının sattığı balık kokusu hepsi evimizin içine, burnumuzun dibine girmişti. Bu kokular hepimizin midesini bulandırmıştı. Hatta başımız da dönmeye başladı. Camı kapattık.
Acaba sadece biz mi bu kokuları alıyorduk diye düşünürken kapı çaldı. Komşularımız da böyleymiş. Hep birlikte burnumuzu kapatıp mahalleye indik. Herkes böyleymiş. Haberlerde söylediler, tüm dünyada böyleymiş. Böyle yaşamak çok zordu. Tüm dünyada önlemler başladı. Evlerdeki çöpler kokuşmadan büyük çöplere atılacak, tuvaletler sık sık temizlenecekti. İnsanlar ev ve iş yerlerine büyük hava temizleyiciler almaya başladı. Havayı kirletecek her şey yasaklandı. Meydanlarda çalışan dev rüzgâr gülleri konuldu. Bu önlemler sayesinde insanlar rahatladı.
