Genleri modifiye etme, her ne kadar yeni bir konu gibi görünse de 1990’lı yıllardan beri aktif olarak kullanılmaktadır. Genetik modifikasyon tek bir işlem değildir, birçok farklı yöntem içerir. Bu yöntemler, biyolojik ya da doğrudan müdahaleler yoluyla bir canlının genetiğini değiştirerek ona farklı özellikler kazandırmayı amaçlar. Bu uygulamalar birçok bitki ve mikroorganizma üzerinde denenmiş ve sonuçlarında ciddi bir sorunla karşılaşılmamıştır ancak insanlarda gen modifikasyonu söz konusu olduğunda mesele bilimden çok felsefi bir tartışmaya dönüşür.
Soru aslında basittir fakat felsefede sıkça karşılaştığımız gibi doğru cevaplar bireyden bireye değişebilir. Doğruyu aramak ise zaten felsefenin kendisidir. İnsanı değiştirmek denildiğinde onu insan yapan temel özelliklerin mi yoksa daha küçük ve ayrıntılı unsurların mı değiştirileceği sorusu ortaya çıkar. Bu durum, kel bir adamın başındaki saç sayısını tartışmaya benzer. Birine göre sıfırdır, birine göre on tel hâlâ “saç” sayılabilir. Kesin ve evrensel bir doğru yoktur. Bu, bir gruplandırma ve tanımlama sorusudur.
Bu nedenle cevap çoğu zaman bireyin bakış açısına ya da karşısındaki kişiyi mutlu etme çabasına bağlıdır. Bu da insanlara dair önemli bir gerçeği ortaya koyar. Değişim çoğu zaman mutluluk arayışıyla yapılır fakat kontrol bireyin elindeyse daha fazlasını isteme ihtimali de vardır. Bu sürecin nereye kadar ilerleyeceğini tamamen bireye bırakmak doğru olur mu? Ya kişi değişime kendini kaptırırsa? Ya kendi sınırlarını aşarsa? Peki ya mutluluk arayışı içinde kendisini kaybederse?
