Gözlerimi Açtığımda Dünya Sessizdi

    O sabah, eğitimim için bulunduğum Almanya’da uyandığımda içimde tuhaf bir hafiflik vardı. Pencereyi açtığımda karşı binadaki komşum Tobias’la göz göze geldik. Normalde birbirimize sadece başımızla selam verirdik çünkü o, Almanca dışında tek kelime bilmezdi. O an “Güneş ne güzel doğuyor değil mi?” dedi. Kelimeler ağzından Almanca çıkmıyor gibiydi ya da belki ben artık her şeyi kendi ruhumda duyuyordum.

   Sokağa çıktığımda ise tam bir kaos ve huzur karışımı hâkimdi. Radyoları açtım, New York’taki biriyle Pekin’deki bir başkası aynı frekansta buluşmuş gibiydi. Artık kimse “Ne demek istedin?” diye sormuyordu. İnsanlığın binlerce yıldır ördüğü o görünmez duvarlar bir gecede kumdan kaleler gibi yıkılmıştı.

Öğleden sonra parkta oturdum. Yanıma hiç tanımadığım bir gezgin gelip oturdu ve bana çocukluk hayallerini anlattı. Kelimeler artık birer maske değildi, kalplerimiz arasında kurulmuş şeffaf köprüler gibiydiler. O gün anladım ki asıl mesele aynı dili konuşmak değil, birbirimizi anlamaya niyet etmekmiş.

Yine de aynı dili konuşmanın farklılıklarımızı azalttığını ve aslında hepimizin insan olarak benzer düşünce ve değerlere sahip olduğunu fark ettim. Birbirimizi anlayabilmek için tek ihtiyacımız olan şey, kendimizi ifade edebileceğimiz ortak bir dilmiş.

(Visited 2 times, 1 visits today)