O sabah uyandığımda her şey çok tuhaftı. Annem mutfakta bir şeyler söylüyordu; dudakları hareket ediyordu ama hiçbir sesini duyamıyordum. Televizyonun sesini açmaya çalıştım, yine tık yoktu. Tam panik yapacakken odamdaki muhabbet kuşum Maviş’in sesini duydum:
— Kalk artık uykucu, karnım çok acıktı, dedi.
Donup kaldım. İnsanların sesini duyamıyordum ama hayvanların ne dediğini şakır şakır anlıyordum.
Okula giderken yol boyunca başıma gelmeyen kalmadı. Sokaktaki kedilerin birbirine mahallenin en taze mama kaplarının nerede olduğunu fısıldadığını duydum. Hatta karşı komşunun köpeği sahibine,
— Beni artık eve sok, çok üşüdüm, diye sitem ediyordu.
İnsanların gürültüsü tamamen kesilmişti ama dünya aslında çok daha kalabalık ve eğlenceli bir hâle gelmişti. Meğer hayvanlar bizden çok daha fazla şey konuşuyormuş.
Artık kimsenin sesini duymasam da kendimi hiç yalnız hissetmiyorum. Çünkü her sabah pencereme konan kuşların neşeli sohbetleriyle uyanmak, bana dünyanın sandığımdan çok daha renkli bir yer olduğunu kanıtlıyor. Doğanın bu gizli dilini çözmek, aslında hayvanların çok dürüst olduğunu bana öğretti. Belki insanlarla konuşamıyorum ama artık dünyayı gerçekten dinlemeyi öğrendim.