Bir gün odama çıkarken dengemi kaybedip merdivenlerden düştüm. Ailem beni odama götürdü. Onların söylediğine göre sabaha kadar uyumuşum. Uyandığımda kendimi garip hissediyordum. Etraf sakindi, ablamın sabah çığlıklarını duymuyordum.
“Neyse.” diyip okul kıyafetimi giymeye karar verdim. Çantamı alıp aşağı indim ve işler daha da garipleşti. Annem bana bakarak konuşuyordu, ama ne dediğini duyamıyordum. Korkmuştum. Bunu anneme söyleyemeden dışarı çıkıp servisi beklemeye başladım.
Bahçedeki kedilerimizi gördüm. Sıkıntı şuydu ki onları duyabiliyordum. Kendi kendime,
— Hayvanları mı duyuyorum, yanlış mı anlıyorum, diye sordum.
Artık korkmaya başlamıştım. Çünkü kedi,
— Hava çok soğuk, demişti.
Bunun rüya olmasını diledim, ama değildi. Bir anda üstümden bir kuş sürüsü geçti. Kuşlardan biri,
— Ah! Şu insanlar yok mu? Nasıl da her yeri kirletiyorlar, dedi.
Diğer kuşlar da hak verip uçmaya devam ettiler. Başımdaki bu hayvan seslerinden nasıl kurtulacaktım? Ailemle, arkadaşlarımla, öğretmenlerimle nasıl iletişim kuracaktım?
Bunları bir kenara koyup elime geçen bu fırsatı değerlendirmeye karar verdim. Hayvanların konuşmalarında şikayet ettikleri konularda onlara yardım edecektim. Kuşları üzmemek için yaşadığım yerin temizliğini yapmaya, üşüyen kediler için sıcak yuvalar yapmaya karar verdim. Bu düşünceler beni tarifsiz mutlu etmişti.
Bu sevincim, ablamın sabah kriziyle kısa sürdü. Meğer bunların hepsi bir rüyaymış.