İçimdeki Huzursuzluk

   Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve kendimi çok kötü hissediyordum. Yaz mevsiminin ortasında, saat 16.45 olmasına rağmen hava kapkaranlıktı. Bunu çevremdekilere sorduğumda bana “Hayır, saat 20.50. Kış mevsimindeyiz ve 31 Aralık.” dediler. Hiçbir şey anlamıyordum. İçimdeki huzursuzluk giderek artıyordu. Birine yılı sordum,“2026” dedi. O an donup kaldım çünkü saat 21.20, 31 Aralık günü, kardeşimin kazayı geçirdiği gündü. Artık dayanılmaz derecede kötü hissediyordum. Herkese saati soruyor, bir yandan da kardeşimin kaza yaptığı yere doğru ilerliyordum. Son bir kez daha sordum, “20.59” dediler. Tam o anda kardeşimi gördüm ve birden “çaaaat” diye bir çarpma sesi duyuldu. Bağırışlar, karışıklık… Sonra bir anda her şey kayboldu.

Hepsi bir rüyaydı. Üstelik bu rüyayı tam 27 kez üst üste görmüştüm ve hâlâ etkisinden çıkamamıştım.

 Bugün 12. psikolog randevum var, beş saat sonra. Evet, buradayım. Kardeşimin mezarına en son çiçek götürdüğüm günden beri bu rüyayı görüyorum. Eğer böyle devam ederse hiç iyi olmayacak. Tam bunları düşünürken kapı çaldı: ding dong.

  Bir dakika… O gün, kardeşimin kazadan önce akşam yediğim spagettinin tabağı, su içtiğim bardak ve üstünde bir not vardı kapının önünde. Notta şöyle yazıyordu:
“Neden kayalıklara gitmiyorsun?”

  İlk başta bu notu umursamamıştım. Çocukların yaptığı bir şaka sandım ama aynı not üç kez gelince sonunda kayalıklara gittim.

Birden bir ses duydum:
“Haydi canım uyanın, haydi annem uyanın.”

  Yine bir rüyaydı.

“Canım selam, günaydın anneciğim.” dedi biri.
“Sen uyurken kapımıza bir tabak, bir bardak ve üzerinde ‘Neden kayalıklara gitmiyorsun?’ yazan bir not bırakılmış. Babanla birlikte gittik. Orada bir motor vardı. Bu arada anne, biliyorsun  bugün 1 Ocak. Ayrıca dün gece saat 21.00’de kardeşini kaybetmişler.”

(Visited 4 times, 1 visits today)