Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha da karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve küçük bir kız gördüm. Yüzü bembeyazdı, soluk soluğaydı. Yanıma gelip yalnızca bir fısıltıyla “O… o geliyor.” diyebildi.
Artık ben de korkuyordum ve hemen yanımda taşıdığım çakıyı çıkardım. O arkamda duruyordu ben ise çakıyı sokağın başına doğru tutmaya devam ediyordum. Çok etkili olmayacağını biliyordum ama en azından kendimi koruyabilirdim diye düşündüm. Derken bir silüet belirdi. Yavaşça, arkamdaki kıza ani bir hareket yapmamasını söyleyerek geri gitmeye başladık.
Etrafımızda çok fazla ağaç vardı ve boş bir patika uzanıyordu, hangisini seçeceğimi bilmiyordum. Ormanlık alanı seçersek daha fazla ses çıkarabilirdik ya da o, orayı bizden daha iyi biliyor olabilirdi. Patikayı seçip geri geri koşabilirdim ama o bizden daha hızlı olabilirdi. Tam bu sırada, az önce altında durduğum lambanın ışığı titremeye başladı ve söndü.
Canavara dikkatle baktım ve yerde bir iz gördüm. Sıvı bir şeydi. Midem altüst olmuştu ve dehşet içinde canavarı izliyordum. Devasa bir yapısı vardı; dört ayak üzerinde duran, insana benzeyen bir varlığı andırıyordu. Tam o anda bir dala bastım. Canavar bize baktı, ben de ona. Sonra koşmaya başladım.
Kız arkamda kalmıştı ve çığlıkları duyuluyordu. Eve kadar koştum, ışıkları açtım ancak bedenim buna dayanamadı ve sessizce yatağa yığıldım.
