Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve kalbim hızla çarpmaya başladı. Sokak sessizliğe bürünmüştü; rüzgar ağaçları sallıyor, gölgeler duvarlarda geziniyordu. Birden arkamdan gelen ayak sesleriyle içim daha da ürperdi. O an “Korkunun ecele faydası yoktur.” atasözünü hatırlayıp olduğum yerde kalıp sakin olmaya çalıştım.
Tam o sırada sokak lambası titredi ve söndü. Her yer zifiri karanlık oldu. Telefonumun ışığını açtım ama şarjı çok azdı. Yine de paniğe kapılmadım çünkü içimden bir ses, “Sakin ol, telaş yapma.” diyordu. Uzakta sallanan bir fener ışığı gördüm, sanki birisi elinde fener tutuyormuş gibiydi fakat kimse yoktu.
Sonra telefonuma bir mesaj geldi: “Voldemort adında bir suçlu hapisten kaçtı, her yerde olabilir ve kılık değiştirmekte ustadır. Çok dikkat edin.” Tam o anda havada ince yeşil bir ışık belirdi. Sanki hayali bir varlık etrafımda dolanıyor ve puslu bir görüntü oluşturuyordu. Hava iyiden iyiye soğumuş, nefesimden çıkan buhar sise karışıyordu. Sanki bu sisi sadece ben görebiliyor ve burnuma garip kokular geliyordu.
Aniden içimdeki cesaret ve umut gökyüzüne yükselircesine kayıp giderken korkunç bir ses ile irkildim; kulağımda “Espectro Patronam” sesi yankılandı. Hava aydınlandı ve bu aydınlık beni içine aldı. İçeride bir sürü ışık ve kavanozların içinde duran kağıtlar vardı.
Sonra bir anda tekrar durağa ışınlandım; nasıl olduğunu anlamamıştım. Tam o anda arkamdan ayak sesleri geldi ve yaşlı bir adam, “Hadi, ne duruyorsun, otobüs geldi.” dedi. Otobüse bindim ve orada siyah pelerin giymiş garip bir adamın bana bakışlarını fark ettim. Birkaç dakika boyunca garip bakışlarla bana baktı. Eve geldiğimde o adamın kim olduğunu hâlâ çözememiştim.
