Bu günü her zamanki gibi sıradan bir gün sanıyordum. Uyandıktan sonra üstümü değiştirdim, elimi yüzümü yıkadım ve kahvaltı yapmak için aşağı kata indim. Her zamanki gibi kahvaltımı hazırladım ve yemeye başladım.
Annem bana bakarak “Ne bakıyorsun oğlum? Aynı kahvaltıyı yemekten sıkıldın mı?” dedi. Bir anda durdum. Çünkü annemin düşüncesini, kafasının üstünde yazılı olarak görmüştüm. Şaşkınlıkla “Aaa!” diye bağırdım.
Annem telaşla “Ne oldu oğlum, neden bağırıyorsun?” diye sordu.
Ben de “Anne, senin düşüncelerini okuyabiliyorum! Her şey kafanın üzerinde küçük cümleler hâlinde yazıyor.” dedim.
Annem önce inanmadı. “Hadi dışarı çıkalım.” dememe kalmadan, “Oğlum, sen iyi misin?” dedi. Ben de içimden “Of ya, neden dışarı çıkmamıza izin vermiyorsun?” diye düşündüm. Annem bir anda durdu ve benim ilk fark ettiğim gibi “Aaa!” diye bağırdı. O da düşüncelerimin göründüğünü anlamıştı.
Hemen hazırlanıp dışarı çıktık. Ancak dışarıda gördüklerimiz bizi daha da şaşırttı. İnsanlar, birbirlerini tanısalar da tanımasalar da sürekli tartışıyordu. Herkesin düşüncesi açıkça görüldüğü için en küçük bir olumsuz düşünce bile kavgaya dönüşüyordu.
Yoldan geçen insanlar da bizim düşündüklerimizi okuyabiliyor ve buna tepki veriyordu. “Sen kimsin ki böyle düşünüyorsun?” diyerek bize çıkışanlar oldu. Annemle birlikte kendimizi savunmaya çalıştık ve yolumuza devam ettik. Gün boyunca pek çok tartışmaya tanık olduk.
Oldukça zor ve gergin geçen bu günün sonunda, akşam olunca her şey bir anda normale döndü. Artık kimsenin düşünceleri görünmüyordu. O gün, düşüncelerin her zaman söylenmemesinin bazen daha iyi olabileceğini anladım.