Bir gün uyandım ve camdan dışarı baktım. O da ne? Kelimeler yağıyordu! Hemen kalkıp ön verandaya çıktım. Bir kelime hızla düştü “araba” yazıyordu ve gerçekten araba oldu. Komşuma el sallarken onun kafasına “terlik” kelimesi düştü. Bir güldüm, bir güldüm!
Derken dışarıda yürüyen biri “şemsiye” kelimesine üfledi ve bir anda elinde gerçek bir şemsiye belirdi. “Demek ben de bunu kullanabilirim.” diye düşündüm.
Aranmaya başladım ama kısa süre sonra şunu fark ettim: Daha değerli kelimelerin açığa çıkması için daha fazla üflemek gerekiyordu. Bunun bir ölçü birimi vardı: perisilyum (#p). 1 #p = 1 m/sn’lik üfleme gücü demekti. Mesela “elmas” kelimesinin gerçek bir elmasa dönüşmesi için 100 #p gerekiyordu. Bu yüzden benim aradığım kelimenin düşük #p oranına sahip olması gerekiyordu.
Sonunda aradığım kelimeyi buldum: sandık. Sandığın #p oranı 5’ti; yani elmasın yirmide biri kadar. Aradım, aradım ve sonunda bir “sandık” kelimesi kafama düştü. Tüm gücümle üfledim. Bir sandık ortaya çıktı ama boştu! Bu nadir ama talihsiz bir durumdu.
Tam umudumu kaybedecekken sandığın içine bir daha baktım. O da ne? İçinde iki tane “sandık” kelimesi vardı! Hemen ikisine de üfledim. Birinden hazine sandığı çıktı, diğerinden ise sandıkların içinden çıkan başka bir sandık! Tam mutluluktan havalara uçacakken bir alarm çaldı.
Uyandım. Her şey rüyaymış sandım… ama içimde garip bir his vardı. Sanki yarın kelimeler yeniden yağacakmış gibi.
