Sevgi

  Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve daha nefes almaya fırsat bulamadan ensemde bir soğukluk hissettim. Arkamı döndüm, ağır bir üzüntü boğazımı delip geçti. Ruh emicinin nefesini hissedebiliyordum. Artık bitmişti. Soğuğa diz çökmek zorunda kaldım.

“Luna! LUNA!”
Birinin adımı haykırdığını duydum.

— Hastane kanadına gitmek ister misin? Luna, cevap ver! LUNA! İyi misin?

— Ne? Ha… yok, istemem. Neredeyim ben?

— Şey, seni biz taşıdık. O ruh emiciyi atlatalı 34 dakika oldu ama tılsımı kimin yaptığını bilmiyoruz. Gördüğüm tek şey mor bir ışıktı. Şu an bahçedeyiz. İyi görünmüyordun. O şeyler hakkında okumuştum. Çok korkutucular. Şimdiye seçim bitmiştir herhalde. Neyse, boş ver. Hadi içeri girelim.

  İçeri girdiğimizde büyük salondaki her bir büyücü bize bakıyordu. Oyalanmadan yerime geçtim. Yemekten sonra Helena bütün Talion’ları ortak salona götürdü. O bizim ev başkanımızdı. Beuxbatons üç gruba ayrılırdı: Talion’lar, Tilinapuff’lar ve Sorion’lar. Kimse Sorion’ları pek sevmezdi.

  Her neyse. Ben ve Rora Talion’uz. Ortak yatakhanemize geçtiğimiz anda ikimiz de yataklarımıza gömüldük.

    Sabah erken saatte zil çaldı ve sıcak yataklarımızdan kalkmak zorunda kaldık. İlk dersimiz Karanlık Güçler’di ve epey sıkıcı geçti. Her zamanki gibi Profesör Orion yine tarihin karanlıklarından söz edip durdu. Günün geri kalanı da pek eğlenceli değildi. Yine de büyü karşıtı dünyadan uzak olmak herkese iyi geliyordu.

  Bunun gibi bir ay geçip gitti ve sonra, o gün geldi.

   Çimlerde yürüyordum. Aniden soğuk bir dalga yayıldı ve simsiyah iki ruh emici ortalığı sardı. Birkaç saniye içinde her yer donmaya başlamıştı. Sonraki saniyede duyduğum tek şey bir çığlık ve mor bir karanlıktı.

P-Profesör Orion!

— Evet, ben. Bu hissi tanırım. O çığlığı da.

 —Nasıl biliyorsunuz?

— Bilirdim. O soğuk, ürpertici hissi ve çığlığı. Anneni duyman normal. Bu seni zayıf kılmaz.

Siz…

— Seni anlarım, Luna. Her zaman. Sadece sana öyle geliyor sanabilirsin ama öyle değil.

— P-peki o ışık neydi? Yoksa o akşam tılsımı siz mi yaptınız?

— Her şey büyüyle ilgili değildir ama sevgiyle ilgilidir. En büyük silahın budur. Asla kaybedemeyeceğin bir silah. Öğrenilebilecek bir şey değil, zamanı gelince anlayacaksın. Başkasının seni ele geçirmesine izin vermeyeceksin ama sevgiye izin vereceksin.

Ve odadan çıktı. Yüzü ifadesizdi.

O gece uyuyamadım. Profesör ne demek istemişti? Anlamanın bir yolu yok gibiydi… ta ki mayısın ilk haftasına kadar.

   Son sınavımdan çıkmıştım. Rahat ve sakindim. Rora kalede tuvalete gitmişti, ben de bankta oturuyordum. Aniden içimde kabaran bir duygu boğazımda düğümlendi ama bu farklıydı. Üzüntü değil… kızgınlık hiç değil… Bir özlemdi. Aylarca yerinden kalkmamış bir şeyin birden koşmaya başlaması gibi.

   Ruh emicinin simsiyah pelerininin ötesine geçecek, onu uzaklara savuracak bir şeydi bu sevgi.

   Bağırmak istedim ama kendimi tuttum. Sonrasında hatırlayabildiğim tek şey lila bir ışık kütlesi ve annemin yarı saydam görüntüleriydi.

  O gece Profesör Orion’u ilk kez gerçekten anladım.
   En büyük silahın büyüyle ilgili değildir ve  asla kaybedemeyeceğin şey, sevgidir. Özlemdir ve bir silahtır.

(Visited 1 times, 1 visits today)