Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve bir anda şiddetli bir yağmur yağmaya başladı. Hemen çantamdan şemsiyemi alıp açtım ve koşmaya başladım. Yağmur o kadar şiddetliydi ki şemsiyeme hızla düşen damlaları hissedebiliyordum.
Hızla bir kafe aramaya başladım. Koşarken çok yorulmuştum ve sonunda “Sıcak Kafe”yi buldum. Adı gibi ortamı ve çalışanların yaklaşımı çok sıcaktı. İçeri girdiğim anda sıcaklığı hissettim, ıslanmış saçlarım hızla kurudu. Kendime sıcak bir kahve istedim; kafenin sahipleri bana bir de kurabiye ikram etti. Bu küçük ama içten davranış, beni çocukluğuma götürdü. Eskiden ben de mahallemdeki herkese kurabiye hediye ederdim. Mutluluğumu paylaşmak için onlara küçük bir hediye verdim. Birkaç gün sonra tekrar kafeye gittiğimde hediyemi teslim ettim; çok mutlu oldular ve bana yine kurabiye ikram ettiler.
Eve dönerken yine yağmur başladı ama yanımda şemsiyem yoktu. Çantama baktığımda bir şemsiye buldum; anladım ki Sıcak Kafe’nin sahipleri çantama koymuştu. Ertesi gün şemsiyeyi geri vermek ve teşekkür etmek için kafeye gittim. Kafenin sahiplerinin isimlerini öğrendim: Emine teyze ve Özgür amca. Zamanla her hafta Sıcak Kafe’ye gitmeye başladım ve burası benim için bir alışkanlık haline geldi.
Yeni işimde makale yazarken aklıma bir fikir geldi: Sıcak Kafe’yi yazmak. Önce Emine teyze ve Özgür amcadan izin aldım. Makalemde Sıcak Kafe’yi anlattım ve yayınlandığında kafe çok popüler oldu. Ancak popülerlik, kafedeki sıcak ve huzurlu ortamı değiştirmedi. Emine teyze ve Özgür amcanın yanında iki kızları ve bir oğulları da çalışmaya başladı. Sıcak Kafe çalışmaya devam etti ve yılın en sıcak kafesi seçildi.
Sonuç olarak bir yağmur ile başlayan bu anı, sıcak ve huzurlu bir hikâyeye dönüştü.
