Duran Zamanın Hikâyesi

Kasabanın en sessiz sokağında, eski bir saatçi dükkânı vardı. Vitrininde duran sararmış cep saatleri, sanki geçmişten kopup gelmiş gibi ağır ağır tik tak ediyordu. Dükkânın sahibi Nihat Usta; her sabah aynı saatte kapıyı açar, tozlu rafları siler ve hiçbir müşterisi olmasa bile tezgâhın arkasında sabırla beklerdi.

Bir gün içeri genç bir kadın girdi. Elinde kırık bir kol saati vardı. “Bu saat çalışmıyor.” dedi “Ama benim için çok değerli.” Nihat Usta saati eline aldı, dikkatlice inceledi. “Bu saat durmuş.” dedi “Ama bazen duran şeyler tamamen bitmiş değildir.”

Kadın şaşırdı. “Nasıl yani?”

Usta gülümsedi. “Saatler de insanlar gibidir. İçlerinde görünmeyen küçük parçalar vardır. O parçalar uyum içinde olursa zaman yeniden akmaya başlar.”

Saati tamir etmek saatler sürdü. Usta ince aletleriyle sabırla çalıştı. Kadın dükkânın köşesinde sessizce bekledi. Sonunda saat yeniden tik tak etmeye başladı. Kadının yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.

“Artık çalışıyor.” dedi Usta “Ama asıl mesele, onun neden durduğunu anlamaktı.” Kadın saati bileğine takarken başını salladı. “Sanırım ben de biraz durmuştum.” dedi.

Dükkândan çıkarken sokak artık eskisi kadar sessiz değildi. Saatin ritmi, kadının adımlarına karışmıştı. Nihat Usta ise tezgâhın arkasında bir sonraki “duran” şeyi sabırla beklemeye devam etti.

(Visited 7 times, 1 visits today)