İstanbul’a gitmek için bir otobüse bindim. Yaklaşık 6-7 saat süren yolculuğun ardından indim fakat hava beklediğimden çok daha karanlıktı. Karşıda yanan bir sokak lambasını fark ettim ve hemen onun yanına doğru yürüdüm. Işığın sıcaklığı içimde küçük bir huzur hissettirdi.
Etrafıma bakındım; sokak sessizdi ve gece, şehrin sakinliğini yansıtıyordu. Gökyüzündeki yıldızlar hafifçe parlıyor, hafif bir rüzgâr yaprakların arasında usulca dolaşıyordu. Bu sessizlik ve doğanın sakinliği bana bir dinginlik verdi, adeta etrafımla bağlantı kuruyormuş gibi hissettim.
Yavaşça yürürken birkaç kuşun konduğunu, uzaktan gelen hafif tekerlek seslerini ve çevrede hareket eden küçük hayvanları gördüm. Kediler ve köpekler sokakta dolaşıyordu, hatta bir ceylan bile uzaktan gözüme çarptı. Bu manzara, bana doğayla kurduğum bağı hatırlattı ve içimi bir mutluluk duygusu kapladı.
O sırada annemin sesini duydum ve kendimi evimde buldum. O an anladım ki tüm yaşadıklarım, hem şehrin hem doğanın sakinliğini fark etmemi sağlayan bir rüyaymış. Kahvaltımı yaptım ve günün geri kalanına huzurlu ve farkındalıklı bir şekilde başladım.
