2040 yılında Japonya’da bir kongreye gitmek istedim. Giderken taksi kullanmaya karar verdim. Takside her şey çok teknolojikti; sesimizi kullanarak istediğimiz her şeyi yapabiliyorduk. Şoför abiye nereye gideceğimizi anlatmaya çalışırken onun bile bir yapay zekâ olduğunu fark ettim ve çok etkilendim.
Kongreye ulaştığımda beni yapay zekâlar karşıladı. Beni bir kapsüle bindirip uçarak kongrenin asıl alanına götürdüler. Burada her şey son derece teknolojikti. Kendi fikrimi söylemek için kısık sesle konuşmam bile yeterli oluyordu. Başkalarının sesini duymak ise daha da kolaydı, bana istediğim ses tonuyla ya da yazı şeklinde iletilebiliyordu.
Çok şaşırmıştım, her yer fazlasıyla teknolojikti ve bu beni oldukça etkilemişti. Çıkışta evim Ankara’ya dönecektim. Uçağa binmek için nasıl gideceğimi düşünürken, yapay zekâdan oluşan bir robot yanıma geldi ve bana tek kullanımlık bir araba verdi. Bu aracı yalnızca bir kez kullanabiliyordum.
Arabaya bindiğimde direksiyon olmadığını fark ettim. Sadece gitmek istediğim yeri söylüyordum ve araç beni inanılmaz bir hızla götürüyordu. Uçağa bindiğimde ise her şey daha da teknolojikti. Herkes teknoloji sayesinde istediği yere kolayca gidebiliyordu ve alanlar çok büyüktü. Bu, beni en çok şaşırtan şeylerden biri olmuştu.
Türkiye’ye döndüğümde de yaşadıklarımın etkisinden hâlâ çıkamamıştım ve çok şaşkındım.
