Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Ardından patlamaya benzer sesler gelmeye başladı. Korkmuştum. Hemen geri dönmek istedim ve eve doğru koştum.
Eve geldiğimde annem beni bekliyordu. Hemen uyumamı söyledi. Ben de süt alıp yukarı çıktım, biraz kitap okudum ve sütümü içtikten sonra uyudum.
Ertesi gün aşağı indim; kimse yoktu. Odaları kontrol ettim, uyuyan da yoktu. Evde yalnızdım. İki saat sonra annem, iki sepet yiyecek ve içecekle; ananem ve dayımla birlikte geldi.
“Ne oluyor?” dedim.
“Bir şey yok, iki yıllık alışveriş yapalım dedik.” dedi dayım.
“İnsan bana haber verir.” dedim.
“Uyandırmak istemedik.” dedi annem.
İçeri geçtik. Televizyonu açtım. Beni engellemeye çalıştılar ama çok geçti. Haber kanalı açıktı ve her şeyi öğrendim. Üçüncü Dünya Savaşı çıkmıştı. Amerika, Çin’e nükleer bomba atmıştı; yani nükleer savaş başlamıştı. Biz şanslıydık, Türkiye’de o kadar çatışma yoktu. Almanya’nın ise İkinci Dünya Savaşı’ndan dolayı savaş yasağı vardı.
Hemen Almanya’ya uçak bileti aldık. Tatile gidiyormuş gibi gidecektik. Diğer şehirlerdeki yakın akrabalarımızı da aldık ve arabayla havalimanına gittik. Yollar boştu, havalimanı da boştu. Herkes uçağın vurulmasından korktuğu için gelmemişti, bizim gibi gelen sadece birkaç aile vardı.
Almanya’daki dayımların yanına gittik. Şansımıza, Almanya vatandaşlarını uzaya yerleştirmek için roketler önceden hazırlanmıştı. Oradan en yakındaki rokete bindik ve uzayda yaşamaya başladık. Dünya birkaç gün sonra yok oldu ancak güvenli gezegenler bulunmuştu. Bizim dünyamızdaki tüm insanlar bu güvenli gezegenlere yerleştirilmişti. Hatta birbirini sevmeyen milletler ve dinler ayrı gezegenlere gönderilmişti.
Şimdi merak ediyordum, insanlar savaşmak için yeni bahaneler bulabilecek miydi?
