Her zamanki gibi normal bir sabahtı. Ta ki o kahvaltıya kadar. Annem beni normal bir şekilde uyandırmıştı ama bir farklılık vardı. Hiçbir şeyin tadı gelmiyordu. Belki sabah şaşkınlığıdır diye kafaya takmadım. Ama kahvaltıdayken gerçekten de hiçbir şeyin tadı gelmiyordu. Meğerse tat duyum gitmişti. Annem beni hemen hastaneye getirdi ve doktorla görüştük. Doktor sözlerine şöyle başladı: “Senin tat duyun kronik olarak işe yaramayacak.” dedi. Annem biraz paniklemişti ama benim için bu yeni bir projenin başlangıcıydı.
Eve gidince anneme ilk dediğim “Anne, merak etme; belki de daha güzel olmuştur. Çünkü madem tat alamıyorum, o zaman sürekli sebze meyve yiyip fit ve basketbol için daha iyi bir vücut yapım olacak.” dedim. İlk gün istediğim her şeyi yedim ama diğer gün projem başlıyordu. O günden sonra sürekli sebze meyve yedim. İlk ay biraz zor geçti çünkü hiçbir şeyin tadını alamamak gerçekten de garipti.
İkinci ay boyum 23 cm arttı. Süreç böyle ilerledi ve lig başladı. Takımda en uzun değildim ama en uzun üçüncü kişiydim sanırım. İlk maçımda çok iyiydim çünkü triple double yaptım. Bütün lig maçları boyunca ya double double ya da triple double yaptım. Sıra final maçındaydı, herkesin gözü üstümdeydi. Maç gerçekten de bayağı zor ve çekişmeliydi ama neyse ki kazanıp kupayı kaldırmıştık.
Bana maç sonunda “Bu şampiyonluğu neye borçlusun?” dediler. Ne diyeceğime şaşırdım çünkü kimseye anlatacağım olay gerçekçi gelmezdi. O yüzden anneme ve babama borçluyum diyerek soyunma odasına gittim. Kendime hâlâ şu soruyu soruyorum: “Ya o gün tat duyumu kaybetmeseydim, acaba şu anda ne yapıyordum?”
