Her sabah okula gitmek için aynı yoldan geçiyordu ama bu sabah her şey farklıydı. Gözlerinin önünde birdenbire parlak, alımlı ve rengârenk bir kapı belirdi. Bu kapı, onu başka bir dünyaya davet ediyordu. Mert, kapıyı görünce önce biraz korktu ve ürktü ama merakına yenik düşerek yavaş yavaş kapıya doğru ilerledi. Tam kapıya yaklaşırken kapı bir anda Mert’i içine çekmeye başladı.
Mert, çok heyecanlıydı! Öbür tarafa geçtiğinde gözlerine inanamadı ve büyük bir şaşkınlık yaşadı. Karşısında hayallerindeki dünya vardı: şekerler ve çikolatalardan yapılmış koskoca binalar, rengârenk oyun parkları ve daha neler neler… Mert bu dünyayı hemen sevdi.
Bu dünyanın en güzel özelliklerinden biri de yatakların marshmallowdan yapılmış olmasıydı. Mert hemen o yumuşacık yataklardan birine koşarak üzerine atladı ve zıplamaya başladı. Kendini dünyanın en mutlu çocuğu gibi hissediyordu.
Ama günler geçtikçe Mert, okulunu, evini ve ailesini çok özlemeye başladı. Artık eve dönme zamanı gelmişti. Marshmallow dünyasına veda ederek eski hayatına geri döndü. Eve gelir gelmez annesine ve babasına sıkıca sarıldı. Ertesi gün, büyük bir mutlulukla okuluna koştu. Arkadaşlarını ve okulunu ne kadar çok özlediğini fark etmişti.
Mert artık gerçekten mutluydu ve hayallerle gerçeklerin bir arada daha güzel olduğunu anladı.
